Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


01.05.2011 - 03:00
385
Yazı Boyutu:    
Geçen sayıdaki yazımda, “İnsan Kaçakçılığı” konusundan yola çıkarak “Stratejik Düşünmeyi”  sorgulamıştım. Bu sayıda stratejik düşünmenin önemine bizi yönelten ve önemsediğimiz konunun özüyle doğrudan ilgili birkaç hususa değinmek istiyorum. İnsan ticareti ya da insan kaçakçılığı; kişileri esarete veya benzeri uygulamalara tabi kılmak, fuhuşa zorlamak, zorla çalıştırmak veya hizmet ettirmek, beden organlarının verilmesini temin etmek maksatlarıyla tehdit ve cebir/şiddet veya nüfuzu kötüye kullanmak veya kandırmak suretiyle, kişilerin tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleridir. Maddi kazanç için insanların ticaretinin yapılması, kuşkusuz etik değerlerin dışında gelişen ve yasa dışı kabul edilen bir eylemdir. Modern kölelik olarak da adlandırılan insan ticareti maalesef dünyada en hızlı büyüyen suç sektörlerinden biridir.Her ne kadar Türkiye’de insan ticareti süreci cinsel istismar ekseninde gerçekleşse de, Türkiye insan ticareti ile mücadele stratejisini belirlerken; toplumun her yaşta ve cinsiyeti ne olursa olsun kadın, erkek ve çocuk, insan ticareti suçuna maruz kalabilecekleri ve insan ticaretinin farklı formlarına konu olabilecekleri gerçeğini de göz önünde bulundurmaktadır.  Coğrafi konumu itibariyle Türkiye insan ticaretinde hedef ülkedir. İnsan ticareti mağdurları çoğu kere ekonomik ve siyasi istikrarsızlıkla boğuşan ülkelerin vatandaşlarıdır. Ancak bozulan çevre koşulları, doğal afetler de göç hareketlerini tetikleyici bir etki yaratmaktadır.  Bu bakımdan insan ticareti ve insan kaçakçılığının hedefinde, ortamda organize suçlar yerleştiğinde, “ herkes”  olabilmektedir. Kuşkusuz Kamu Yönetimi hizmet teşkilatlanmasında konuyla ilgili ve sorumlu birimleriyle bütünleşik bir yaklaşım içinde insan ticareti ve insan kaçakçılığının önlenmesine yönelik çalışmalarını sürdürmektedir. Ancak toplumun kamu dışında diğer aktörlerine de düşen görevler ve sorumluluklar bulunmaktadır. Konunun farklı yönleriyle öne çıkan kurumsal-toplumsal sorumluluklarını değerlendirmek için Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir İli Stratejik Planlama Yönetişim ve Araştırma Merkezi (İZİSYÖM) ve paydaşlar işbirliğinde bu çok önemli konu değerlendirilmektedir.  Farkındalık yaratma amacıyla,  04 Mayıs 2011 tarihinde Üniversitemizin Alsancak semtindeki Rektörlük Binası, Bordo Salonunda gün boyu sürecek bir toplantı planlanmıştır. İnsan ticaretine açık olan illerimizde atıl durumda olan eğitim ve sosyal merkezlerin insan ticareti mağdurlarının kalabilecekleri barınaklara dönüştürülmesi çalışmaları ülkemizde sürdürülmektedir. İnsan ticareti mağdurları için 157 numaralı, ücretsiz bir acil yardım ve ihbar telefon hattı tahsis edilmiştir.  Türkiye uluslar arası anlaşma ve ilgili protokolleri imzalamıştır. Ayrıca konuya ilişkin yıllar itibariyle gözden geçirilen “İnsan Kaçakçılığı ile Mücadeleye” yönelik çok yönlü strateji raporuna da internetten erişilebilir.  İnsan ticareti mağdurlarına, tedavi, bakım ve hukuki prosedür süresinde, Türkiye’de belli bir süre ikamet izni verilmesini sağlamak amacıyla, “İnsani vize ve kısa süreli ikamet uygulaması” başlatılmıştır.  Sağlık Bakanlığı, Kolluk Kuvvetleri, Uluslararası Göç Örgütü, yerel sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle insan ticareti mağdurlarına yönelik etkili destek ve güven verici çalışmalar yürütülmektedir. Yine Barolar Birliği’nin gönüllü avukatları, insan ticareti mağdurlarına ücretsiz yasal danışmanlık hizmeti vermektedir. İzmir ilinde de Konak Belediyesi bu konuda özverili çalışmalarını kısıtlı personeliyle sürdüren nadir yerel örneklerdendir. Kuşkusuz toplumun desteğine artan oranda ihtiyacı bulunmaktadır. Belirtilen bu çalışmalar yürütülürken toplumsal sağduyu konuların içeriğinin ne kadar farkındadır?. Birçok eğitimli kişiden şu sözleri işitmekteyiz. “ Bizim ülke sığınma cenneti mi”, “Eğer insanî yardımlarımızı abartırsak gelişleri desteklemiş olmaz mıyız?” Bu fikirlere karşı şu sorgulamalar akla gelmelidir. İnsan hakları ve hukuka saygılı bir devletin benzer özellikleri kazanması gereken bireyi olarak topraklarımıza ayak basmış yardıma muhtaç insanları görmezlikten gelmek mümkün olabilir mi? Herkes hayatının herhangi bir döneminde olumsuz ötesi “dehşet verici” koşullarla aniden karşılaşabilir- tarzı fayda yaklaşımı üzerinden konunun yaygın etkisini tartışmaya açmayı etik bulmadığımı değerli okuyucumla paylaşmak isterim. Kaygılarımızı dar ahlaki boyutlardan etik çizgiye taşıyabilmenin toplumsal ve küresel sorumluluğu üzerinden düşünebilmenin yararına inanmaktayım. Eğitimin her seviyesinde insan hakları üzerinden verilen bunca eğitimin görünen yüzü, yaşamın getirebileceği sorumlulukları paylaşarak çözümleyebilme becerisi değil midir?

Üye Ol



Üye Girişi