Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


05.08.2018
1064
10
Yazı Boyutu:    
Dün 152 kadın örgütü bir bildiri yayınladı ve “haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz” diye beyanatta bulundular. Nereden çıktı bu başkaldırı? Tabii ki durup dururken değil! Bu ülkede her gün insanlar, kadınlar saldırıya uğruyor… Gücün kendisinde olduğunu düşünen erkekler her istediğini yapabileceğine inanan hegemonik erkeklik anlayışıyla karşısındakini sindirmeye çalışıyor. Kendi gelenek, din ve ahlak anlayışları (!) adına hukuksuzluktan ve adaletsizliklerden besleniyor. 
Sert görünümlü, hırçın, her istediğimi yaparım, kanun da benim, kitap da benim, inanç da benimki diyen bir anlayış hâkim. En tepedekinden sokaktakine kadar. Basit milliyetçi reflekslerle bezenmiş, geleneğin sosuna bulanmış, kendi ahlak anlayışını herkese dayatan bir garip erkeklik ve Türkiye hali yaşadığımız! Daha da vahimi bu maskulin erkeklik, sadece kadına değil erkeğe karşı da sergileniyor.
Her tür eşitsizliğin ve yoksulluğun normalleştirildiği bir ortamda her şey sanki mubah. Örneğin daha dün Siirt’te yol da yürüyen kadına motosikletli, tanımadığı bir erkek tekme atarak kaçtı. Yol kenarında duran yaşlı adama su sıçratan araçtan inen haşin erkek, adamcağızı ölesiye dövdü. Her şeyden acısı da sosyal medyada tepkiler olmasa, olaylar hiç olmamış gibi yola devam edilecek, yapanın yaptığı yanına kar kalacak. Herkesin, şiddeti kanıksaması ve yarattığı korkunun her an hissettirilerek, hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etmesi isteniyor. Aslında hiçbir şeyin normal olmadığı ama normalmiş gibi hissettiğimiz, hissettirilen bir ülke olduk.
Bu ülkede artık sert ve otoriterliğe dayalı erkeklik; yobazlık, yolsuzluk ve yoksullukla birlikte ele ele gidiyor ve artık normalleştirilmek isteniyor. Sonra da güç gösterisi içinde muktedirin tahakkümünde, kendinden olmayana benim kurallarımı kabul et, benim gibi düşün, inan, yap ki, birlikte barış içinde yaşayalım demeye devam ediliyor. Sadece benim kurallarımla ve değerlerimle iş yaparım, yaşarsın, mesajı toplumun her kurumuna, her hücresine işleniyor. Evde, sokakta, medyada, siyasette… 
Her gün televizyonlarda, dizilerde erkek şiddeti var. Açtığınız her kanalda, her programda. Gücü yeten herkes diğerini dövüyor, şiddet uyguluyor, sindiriyor. Herkese dayak atan kurtarıcı otoriter abiler karşısındakini dövüyor, kocalar karılarını, kızlarını… Ama bundan dolayı hiçbir kanala topluma kötü örnek oluyor diye de ceza verilmiyor. Ondan sonra da “şiddete sıfır tolerans” diye kamu spotu hazırlanıyor, şaka gibi! Şiddet görmüş, gözü morarmış, ürkmüş bir kadının korkmuş görüntüsüyle! Önce şiddet ve sindirme gösteriliyor, kanıksatılıyor, sonra da meşrulaşmasına, normalleşmesine izin veriliyor. Bir de üstüne ataerkil soslu bir “şiddet karşıtı” kamu stopu sunuluyor. Kim inanır ki? Yer mi Anadolu’nun bıçkın erkeği bu spotları. Nasıl olsa bir şekilde dövenin yanına kalıyor!
Geçen hafta RTÜK ceza yağdırdı yine. Ceza yağdırdığı programlara bakıldığında ise, cezanın nedeni Türk aile yapısını, toplumsal değerleri zedelemek ve özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği kanaatine varılmasıydı. Topluma olumsuz örnek oluşturduğu düşünülen programlar arasında eski eşini öpen sunucunun görüntüsü vardı. Yine bir yarışma programında gelinler ve kaynanalar arasındaki karşılıklı suçlamalar ve tartışmalar da ceza yedi. Aile hayatına “olumsuz örnek” olacak eylemler için kanala para cezası verilmişti. Tabii ki olumsuz davranışları öven, birey haklarına ve özel yaşama hakaret eden yayınlara dur demeli kamusal kurumlar. Ama sadece “muhafazakar geleneksel” değerlere saldırılarla değil, her tür eşitsizlik ve şiddetle mücadele edilmeli. Şiddetsiz bir Türkiye’de herkes için adil bir yaşam için, Nazım’ın ifadesiyle “yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” olmalı yayınların içeriği. İnsanları şiddete özendirmemeli, güçlendirmeli, hak ve özgürlüklerine saygılı ve medya etiğine uygun olmalı…
Maalesef ülkemizde toplumun pek çok kesimi ve özellikle kadınlar ayrımcılıklara, adaletsizliklere uğruyor ve susmaları bekleniyor. Medya da sorumsuzca bunu perçinliyor. Ancak kadınlar, yaşadıkları bu haksızlıklar, ayrımcılıklar ve şiddet karşısında 2 Ağustos 2018 tarihinde bir araya gelerek Türkiye Kadın Hareketi Bileşenleri olarak bir bildiri yayınladılar. Her kesimden kadının, etnisite, sınıf, dini inanç, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, dil, engellilik, yaşlılık, sığınmacı/mülteci gibi farklı kimliklerini kapsayan hukuki ve fiili eşitliğin sağlanması sorumluluğunun devletin görevi olduğunu hatırlattılar. Kadınlar için eşitlik ve adalet taleplerini yinelediler. Cinsiyet ayrımcılığını pekiştiren her türlü söylem, siyasi pratik ve uygulamanın karşısında duracak ve sorumluları teşhir edeceklerini beyan ettiler. Umarız siyasi sorumlular ve medya patronları kadınları dinler ve ciddiye alırlar!

Üye Ol



Üye Girişi