Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


30.06.2011 - 03:00
712
Yazı Boyutu:    
Bu yazının anahtar sözcükleri, kalkınma ajansları yapılanmasında işlenmiş ve birliktelik kazandırılmış “toplumsal sermaye”, “beşeri sermaye”, “yönetişim felsefesi” ve “etik” olmaktadır. Çünkü Kalkınma Ajansları, “… kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğini geliştirmek(yönetişim), kaynakların yerinde ve etkin kullanımını sağlamak ve yerel potansiyeli harekete geçirmek suretiyle(beşeri ve toplumsal sermaye katkısı), ulusal kalkınma plânı ve programlarda öngörülen ilke ve politikalarla uyumlu olarak bölgesel gelişmeyi hızlandırmak, sürdürülebilirliğini sağlamak, bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farklarını azaltmak…bu amaçla da kuruluş, görev ve yetkileri ile koordinasyonuna ilişkin esas ve usullerin düzenlendiği (etik kurgulama)” bir bölgesel örgütlenmedir.Kalkınma Ajanslarının amacında yer alan ve yukarıda parantez içine alarak dikkat çektiğimiz temel söz sözcüklerden, “yönetişim/governance” çok yönlü anlama sahip ve günün getirdiği gelişmelere açık bir kavramdır. Yönetişim sözcüğü “kelime adlandırması yönüyle” geleneksel olarak “government” “yönetim/ idare” sözcüğünden türetilmekle birlikte “felsefesi yönüyle”, yönetenlerin tek başına merkezde karar alarak, “emret yapsın” tarzındaki geleneksel anlamından çok uzak bir uygulamayı hedeflemektedir. Yönetişim felsefesine dayandırılmış kurumsal yapılanmalar, “yöneten” ve “yönetilen” keskin ayrımını tam olarak ortadan kaldırmasa da, yönetilen grup lehine geleneksel güç dengesini zayıflatmaktadır. Aslında yönetime referandum, oy verme gibi geleneksel ve doğrudan katılım dışında müzakere metotlarıyla da katılım sağlanmasına karşı koyuş isteğinin temel çizgisi de bahsettiğimiz “güç kırılması” olarak gösterilebilir.   Toplumsal sermaye ise, “bilgi toplumu” , “düşünen kentler” gibi anlatımları desteklemektedir. Kavram olarak toplumsal sermaye ilk defa 1916 yılında Lyda Judson Hanifan tarafından kullanılmıştır. Beşeri özelliklerimizin de içinde yer aldığı idari kapasitelerle bir bütün olarak düşünülmesi gereken toplumsal sermaye algısı, kişileri dikkate almamayı israf edilmiş bir değer yokluğu olarak düşünmektedir. Bireylerin beklentilerine erişmelerine yardımcı olacak bir araç durumundaki yönetişim pratikleri ve dayandığı “demokratikleşme” , “ileri demokrasi” gibi hedeflerle toplumun yaşam kalitesi göstergelerini geliştirmek planlanmaktadır. Farklı gelişmişliği yaşayan toplumlarda, yönetişim pratikleri aslında idari çözümlemeler açısından yeni bir değer olup, yeniliklere gösterilen direnç benzeri bir karşı koymayı yaşamaktadır. Yönetişim anlayışının felsefesine uygun, her örgütlenmede yerleştirilmesi yalnızca bir istek sorunu mudur? Yönetişim felsefesi gereği etik düşünme ve davranmayı gerektirir. Kuşkusuz tek başına toplumdan gelen yoğun bir talep olmadıkça toplumda yönetici ve yöneten rollerindeki var olan alışkanlıklar, yönetişim taleplerini cılızlaştırarak, aslından uzaklaştıracak bir sınırlandırma veya “yok varsaymaya” dönüştürebilmektedir. Kısaca, toplumda şu sorgulamalar önemlidir. a) Bürokratik idari yapı ile bürokratik toplum yapılanması arasındaki etkileşim derecesi nedir?b) Ekonomik gelişmişlik ile zihni demokratik gelişmişlik arasındaki etkileşim derecesi nedir?c) Kişilere bağlı demokrasi algısı farklılıklarından kaynaklanan eşitsizlikler ile bölgesel eşitsizlikler arasındaki etkileşim derecesi nedir? Kalkınma ajansları yukarıda sayılan ilişkiler ağına bağlı olarak uygulamada ne derecede işlevsel ve demokrasiyi güçlendirme etkisi yaratabilmektedir?. Bu sorulara verilecek cevaplar yerleşimden yerleşime farklılıklar gösterse de,  zihinsel yapımızın “başkanlık” modeline çok yatkın olması nedeniyle uygulamada derin uçurumlar oluşmamaktadır. Bu nedenle de bir şekilde çalışma gruplarından başlamak üzere her seviyede, kişi talepleri, işbirliği ve ekip çalışmasının önüne, yönetişim aleyhine, geçebilmektedir. Ulusal düzeyde kurumsal içselleştirmenin sağlanması için, her seviyede eğitimimizin öğrenme hedefleri, “işbirliği ve dayanışmaya dayalı ortak çalışmalara” odaklanmalıdır. Aksi takdirde toplumumuzda her vesile ile öne çıkan “kişisel faydacı yaklaşım müptelalığı” sorununu çözmek mümkün görünmemektedir. Kuşkusuz Kalkınma Ajansı, Kent Konseyi gibi yapılanmalarda gerekli “ileri demokrasi” eğitimini kimlerin vereceği de ayrı bir çalışmayı gerektirmektedir… Aslında bu konu yerel ve genel seçimlerle ilişkilendirilebilir.

Üye Ol



Üye Girişi