Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


01.03.2011 - 03:00
2232
3
Yazı Boyutu:    
Aslında kadın düşmanı erkekler mi felsefeci oluyor, ya da felsefe ile ilgilenen bir kısım erkekler mi “kadın karşıtı haline” geliyor? Giderek merak ettiğim bir konu haline geldi. Elimi attığım baba felsefecilerin kitaplarından “kadına nefret fışkırıyor”. Mamafih birkaç kadın dostu felsefeciyi de, eğer varsa, kızdırmak istemiyorum. Bu nedenle de Kant(1724-1804)  için başlık atmayı zararsız buldum. Nitekim hak kavramı ile sürekli adı yan yana gelen, Kant ortaya koyduğu orijinal çözümlemeler kadar itici ve zıt çelişkili açıklamalarıyla kendisinden sonraki kuşaklara kelimelerin anlamlandırılmasına bağlı olarak yorumlanabilecek düşünceler listesi bırakmıştır. Bu yönüyle Kant’ın güçlü zekâsının yarattığı eleştirel felsefesi birçok filozof ve düşünüre yeni ufuklar açmıştır. Kant’ın hak kavramı “kadın yönüyle” ve özellikle içeriği nedeniyle makalemize girebilmiştir. Kant’ın hak kavramı özelikle “ kadını” bu içeriğin dışında bırakması nedeniyle mantıksal tutarlılıktan yoksun düşünülmektedir. Nitekim düşünürler haklarla ilgili birbirleriyle tutarsız ve çelişkili yorumlamaları “birbirleriyle uzlaşamayan görüşler” olarak diplomatik-politik bir ifadeyle anlamlandırmışlardır. Maalesef içeriğinin ülkelere göre şiddeti değişerek gelişmesi, herkes tarafından “uçuk” bulunmadığını gösteren fenomendir.Kadınlarla ilgili görünür, görünmez engeller ile bir bütün olarak düşünüldüğünde toplumsal gelişme odaklı tasarımlarda din babalarının hala güçlü etkisi görülmektedir. Kant’ın edilgen vatandaş olarak kabul ettiği “kadın cinsi” kiliseye göz kırpılıp, tam da onun istediği gibi, görmezlikten gelinmiş ve vatandaş sözcüğünün içi boşaltılıp “erkek” odaklı hale getirilmiştir. Edilgen vatandaşlar-kadınlar, Kant’a göre “Cumhuriyetin sadece yardımcısıdır. Çünkü edilgen vatandaşlar başka bireylerden emir almak veya onların koruması altına girmek zorundadır”. Böylece toplum derken, bütün çabaların, etken vatandaş erkeklerin özgürlüğü için yapıldığı açıkça görülmektedir. Erasmus(1466 veya 1469 doğum -1536 ölüm) ise, “delilerin akıllıcı şeyler söylediği de olur ancak bu genel geçer ilke kadına uymaz” diyerek “aklını kadınlarla bozmuşlar” kervanına katılmaktadır. Yine, Friedrich Nietzsche(1844-1900),” siz kısaca Niçe deyin”, kadınlar aleyhine hikmetli düşünceleri sayfalara sığmaz.Bu gibi cinsiyet ayrılıkçılığa kürek çeken gayretleri yaygın olarak küresel düzlemde görebiliriz. Dini eğitim veren kurumlarda felsefe kitaplarının düşünmeyi teşvik etmesi ve gelişmeye yol göstermesi için başucu kitabı olmasına karşın, yine bu tip kurumların temsilcileri aracılığıyla yapılan akıl dışı yorumlar zaman zaman gündeme düşmektedir. Dini sözcükleri doğru çözümleyip algılama güçlüğü çeken etkili mevkilerdeki kimi yorumcular ilkçağ ve ortaçağ felsefecilerinin görüşlerinin egemenliğini yüzyıllara taşırken kimi bağnazlıkları da az çok bugünlere alıp getirmekte ve dine doğrulatmakta hatta toplumlara dayatabilmektedir. Aksi de doğrudur. Engizisyon korkusuyla orta çağ dini inanışı ile paralel hale getirilmiş görüşler aslında dini görüşler haline gelmiş ve yaygınlaştırılmıştır. Belki bazı kişiler de Makyavelist nedenlerle(çıkar ve korku etkisi) toplumdaki faaliyetlerini daha rahat sürdürebilmek için, bizim örneklemimizde kadın için “ver ve kurtul” zihniyetini bugüne taşımışlardır. Neticede korkak veya zalim, toplamda “destekçi gruplar” toplumlarda her zaman var olacaklardır. Önemli olan kadın karşıtlığını “yasal zeminlere” yerleştirilmesine giden yolun farkında olmak ve engellemektir. Toplumun evrensel ahlak’tan sapmaması için, geçmişte yaşanan cadı avına günümüzde rastlanıldığı gibi “topuk takipçiliğine” soyunan meslekler türemesine, meşru olmayan yasal zeminler yaratılmasına izin veya geçit vermemek gerekmektedir.Etkin vatandaş olabilmek için Kant’a göre kadının kendi kendisinin efendisi olması gerekmektedir. Mamafih Kant bu önermeyi yaparken her türlü yetenek, zanaat, güzel sanatlar ve bilime sahip olma koşullarına ihtiyaç bulunduğunu belirtmiş ise de, kadınların eğitilmemesi gereği üzerinde de ayrıca durmuştur. Çoğu düşünür tarafından itici ve sığ bulunan bu fikre göre; “erkek” türü itibariyle zaten “erkek” olduğu için listelenen koşulları aşmıştır ya da erkeklerde varlığının aranmasına gerek bulunmamaktadır. Bu durumda kadınlar zaten yarış çizgisini aşamamaktadır ve genelde en olumlu koşullarda! sadece seçen durumundadır, seçilememektedirModern demokratik devletlerde yaşayan kadınlar, bir şekilde, kamusal hayatta görünürlük sağlamışlarsa bile, yine de çoğu kere cam tavanı aşmaları mümkün görünmemektedir. Aştığında ise, arkasında güçlü, etken bir erkeğin desteği ya da gölgesi izlenebilmektedir. Kant’ın kadınların etken vatandaşlığa geçebilmesinde koşullandırdığı, olmazsa olmaz unsurları geçerliliğini günümüzde de korumaktadır. Engellemek ise eğitimin engellenmesine bağlıdır ve kız çocuklarının önünün kesilmesinin başlıca nedenini oluşturmaktadır. Bu nedenle modern bir devletin en önemli görevi, toplumun sürdürülebilirliği adına, okuması engellenenlerin önündeki engelleri çekmesidir. Merkez ve yerel yönetimlerde kadının durumunu iyileştirici çalışmalar olsa da, yokuş yukarı mücadeleye dönen kadın üzerinden çekişmeler hala neden hızını sürdürebilmektedir?

Üye Ol



Üye Girişi