Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


01.03.2013 - 03:49
598
2
Yazı Boyutu:    

 

Aslında bu makalenin başlığını, “kentler geleceğini geçmişinde mi arıyor” şeklinde anlamak daha doğru olacaktır. Tarihte, kentlerin sahip oldukları özellikler ve insanlık tarihinde oynadıkları roller çoğu kere bugüne ipuçları ile gelebilmiş ve tekrar tekrar incelemeye değer bulunmuştur.
 
Kültürel mirasın aktarılmasına hizmet eden günlük faaliyetler yanında, kentin tüm unsurları; tapınak, arena, gymnasion, çan kulesi, tiyatro, belediye binası, saray, park, manastır ve okul gibi öne çıkan donanımlarıyla, az çok geçmişten bugüne hayatın fonksiyonlarını getirmektedir.
Bugünün kentlerini/örgütlenmelerini tanımlarken, geçmişte neydi, nasıl ortaya çıktı, hangi süreçleri yaşadı veya hangi fonksiyonları öncelikliydi, hangileri gelişti, neden geriledi, yaratıcı ve geliştirici midir ya da geçmişteki debdebeli hayatına yeniden dönebilir mi? gibi günümüzde yaşanabilirliği kadar, bölgeye katkıları da hemen akla ilk gelen sorgulama silsilesidir. Bu anlatımdan da görüleceği gibi, tarihte bir kentin konumu ve taşıdığı özellikler bugün de o kenti anlamlandırmayı sağladığı gibi, sağlıklı sürdürülebilirliğini temin için de önemlidir. Kentlerin “geçmişini araştırmak” ve canlandırabilecek stratejilerin ip uçlarını yakalamak ve geliştirmek her dönemde önem taşımaktadır.
 
Küflü ve tozlu binalar, önünde resim çektirmekten çok daha öteye yerleşimlerin sürdürülebilirliğinin ipuçlarını bize vermektedir. Ekonomik güç, kuşkusuz kentleri yaşatan temel faktör olup, bugün taşıdığı özellikleri rekabet alanına dönüştürerek kentlere yüksek yaşam kaliteli standartlı yerleşim özelliği kazandırmaktadır. Yaşanılan kenti yeniden keşfetmek, gezmek, görmek, bir kahvede oturarak kitap, gazete okuma keyfini yaşarken geçmişin özlemini yaşabilme fırsatlarını yakalamak, kent yöneticilerinin hünerli elleri kadar yerleşiklere de düşen önemli bir görevdir. Bir dizi taklit tarihi yapı yerine, kültür varlıklarını koruma çabası da kuşkusuz kentlerin kimliğine sahip çıkılması açısından önemlidir, maddi
ve manevi olarak çok daha değerlidir. Ayrıca kültür yapıları bize geçmişten günümüze, gelişmenin ipuçlarını da vermektedir.
 
Tarihte yaşananlar ve korunmuş bilgiler, çoğu kere bize yol gösterici olabilmekte, unuttuğumuz sürdürülebilirlik felsefesini hatırlatabilmektedir. Örneğin, Almanya'nın kuzeyindeki kentlerin ve yabancı ülkelerde yaşayan Alman gruplarının, karşılıklı çıkarlarını korumak amacıyla Hansa Birliği adıyla kurdukları ticari örgütlenme, 13. yüzyıldan 15. yüzyıla değin Avrupa'nın kuzeyinde önemli bir ekonomik ve siyasal güç olmuştur. Ortaçağ Almancasında "lonca" ya da "birlik" anlamına gelen Hanse sözcüğü, Got dilinde "takım" ya da "bölük" anlamındaki bir sözcükten türemiştir. Amerika'nın keşfi ve ticaret yollarının Batı'ya kayması sonucunda Birlik yavaş yavaş dağılmıştır. Hansa Birliği’nin Meclisi son olarak 1669 yılında toplanmıştır. Mamafih, 1980 yılında Hollanda’nın Zwolle kentinde düzenlenen bir konferansta, Hansa Birliği’nin yeniden canlandırıldığına yönelik ilan edilen bilgilere internetten erişilebilmektedir. Yeni Hansa Birliği’nin temel hedefi ise; sınırlar ötesi ortak hayat ve kültür topluluğu meydana getirmek“ olarak duyurulmuştur. Yeni Hansa Birliği, Hansa’nın Ortaçağ’da geliştirdiği gelenekler çerçevesinde yalnızca turizmi değil, birliğe bağlı kentler arasındaki ticareti de geliştirmeye çaba göstermektedir. Bu konuya ilişkin yeni bilgiler “gizli bir Avrupa Birliğini” düşündürecek kadar “yok” azlığındadır.
Değerli okuyucular, bu tür örgütlenmeler, özü kaybetmemek ve geleceği sağlamlaştırmak açısından öteden beri uygulanagelen ve merak uyandıran özellik taşıyan yapılanmalardır.

* Prof.Dr. Dokuz Eylül Üniversitesi, İİBF, Kamu Yönetimi Bölümü

 


Üye Ol



Üye Girişi