Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr. Sosyal bilimci

songulsallangul@yahoo.com


06.04.2020
1318
7
Yazı Boyutu:    
Korona virisü ile ilgili gelişmeler artık bir turnusol kâğıdına dönüşmeye başladı, her yerde ve ülkemizde. Herkes Covid 19 virüsü küresel salgını sonrasında neler olacağını tartışıyor ama esas mesele virüsün bize gösterdiklerini görüp, göremediğimiz gerçeğiyle ilgili.

Her zamanki gibi ülkemizde önce komplo teorileri heyecanla dolaşıma girdi. Önce virüs Çin’de çıktığı için ABD’nin Çin’i mahvetme planı olarak konuşuldu. Sonra ilaç firmalarının aç gözlülüğü ve aşı lobisinin uyanıklığı ile konu gündemde kaldı. Komplo teorilerinde akıl tutulması bizde sınır tanımadı. Geleneksel dinbaz bakış açısının bilindik halleri de ortaya çıktı yine. Deprem, sel, şiddetli yağışlar gibi her türlü olumsuz olayda olduğu gibi, virüsün etkilerinin “zinanın, evlilik dışı ilişkinin, eşcinsel ilişkinin” ve benzer olayların bir sonucu olduğu, Covid 19’un da Tanrının gazabı olduğu öne sürüldü! Bize, “Türk’e ve Müslüman’a” bir şey olmaz denildi. Taa ki ölümler artmaya başlayınca Covid 19’un ne din, ne millet, ne cinsiyet ne de yaş farkı tanımadığı anlaşıldı.

Virüs çoktandır unutulan, hatta muhalefet olarak görülen bilim insanlarının ve sağlık emekçilerinin önemini bize yeniden hatırlattı. Artık tüm televizyon kanallarında unutturulan ve gözden düşürülmüş olan akademinin ve bilimin yeniden öne çıktığına şahit olduk hep birlikte. Herkes bilimden medet ummaya, bir an önce aşının bulunmasını dilemeye ve tıbbı tedavinin geliştirilmesine yönelik çabaları dikkatle ve sabırsızlıkla izlemeye başladı. 

Sosyal devletin çekildiği alanı dolduran, doldurması istenen piyasanın aç gözlülüğü ve tüketim hırsının frenlenmesi gereği de virüslü günlerde bir kez daha hatırlandı. Virüsün yayılmaması için #evdekal hastag’ı şiar oldu.

Pek çok ülkede okullar tatil edildi; bar, kafe, restoran ve sinema gibi mekânlar kapatıldı. Karantina önlemleri alındı. Seyahat ve sokağa çıkma yasakları geldi. İşler durdu. Ancak çok az devlet başkanı sosyal devlet olmanın gereğini bu günlerde hatırladı. Yurttaşının evde kalması için gerekli önlemler aldı ve ekonomik kaygıları gidermenin ve hayatı devam ettirmenin sosyal devletin bir görevi olduğunu hatırladı. Sadece tıbbı önlemler değil, ekonomik önlem paketleri de açıklandı. Örneğin Kanada Başbakanı ülkesinde henüz 12 kişinin virüs nedeniyle ölümü karşısında önlemleri açıkladığı konuşmasında;  “Lütfen evlerinizden çıkmayın. Faturalarınızı, işlerinizi, maaşlarınızı, hiçbir şeyi aklınıza takmayın, biz sizin arkanızdayız. Bırakın bu süreçte onları biz düşünelim. Siz sadece sağlığınızı düşünün.” dedi. Evde kalabilmek için devletin koruyuculuğunun gerekliliği, vatandaşın temel ihtiyacının karşılanmasında olduğu gerçeğini bize hatırlattı Kanada Başbakanı…

Ama pek çok ülkede ,Trump ve Johnson gibi devlet yöneticileri sosyal devlet olmaya gerek duymadıklarını ilan ettiler. Salgının ne farkında oldular ne de ciddiye aldılar. Onların tek derdi piyasa sisteminin çarklarının dönmeye nasıl devam ettirilebileceğiydi. Neoliberal piyasa ruhu, kamusal önlemlerden önce sorumluluğu bireye bırakan, virüsü önlemek sizin elinizde ya da herkes nasıl olsa bunu yaşayacak diyen ve emek sömürüsüne virüs günlerinde bile rıza gösteren bir anlayışı yansıttı. Kapitalizme tapan aç gözlülük Korona günlerinde bile liderlerin ruhlarına nasıl sindiğini bize bir kez daha gösterdi.

Virüs ülkemizde sağlıktan eğitime, bilimden ekonomiye her alanda kendi durumumuzu bir kez daha görmemize olanak sağladı. Hele eğitimdeki durumumuz, özellikle yüksek öğretimdeki halimizin içler acısı olduğunu ve eşitsizliklerin geldiği noktayı görmemiz açısından ders niteliğinde oldu. Dijital çağda, 5G’nin gerekliliğine karşın 4.5G olduğumuzu sandığımız (oysa artırılmış 4G’deyiz) bir dönemde, üniversitelerin acil uzaktan eğitime geçme ihtiyacı karşısında, büyük çoğunluğunun alt yapısının ne kadar yetersiz olduğu ortaya çıktı. Hele 7.6 milyon üniversite öğrencisi açısından durumun vahametinin tahminin çok ötesinde olduğu anlaşıldı. 

Önce 3 hafta diye açıklanan, daha sonra bu dönem örgün eğitimin yapılamayacağı duyuruları uzaktan eğitim kararıyla noktalandı. Öğrencilerin sosyal medyada kendi durumlarını beyanları, evlerinde internetin ve bilgisayarlarının olmadığı bilgisi üzerine, isteyen öğrencilerin bu yıl ‘eğitimi dondurma hakkının, yani okulu dondurma haklarının olduğu duyuruldu öğrencilere. 

Parası ve olanakları olanlar eğitimlerine, uzaktan da olsa devam edebilecek ama olmayanlar kayıt dondurup, bir dönem daha okullarını uzatacaklar yani. Bu aileler için çok ciddi bir yük ve ciddi bir eşitsizliktir. Sosyal devlet olamadığımızın ve eğitime erişim eşitliğini sağlayamadığımızın da bir göstergesidir. Sizce de öyle değil mi?


Üye Ol



Üye Girişi