Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


01.11.2011 - 03:00
731
Yazı Boyutu:    
Sezar ın hakkı Sezar aKazete’mizin Kasım sayısında aslında yine “dış göç” konusu üzerinde duracaktım. Yurt dışında bulunmama neden olan çalışmamdan birkaç paragrafı bana ayrılan bu köşede kullanmayı düşünüyordum. Ama hazır Londra’da iken oturduğum semte metro ile iki durak mesafedeki 1980’lerin başında gezme fırsatını bulduğum ve hayran kaldığım, Londra Hayvanat Bahçesi’ni bir daha görmek isteyince konu başlığı değişti. O tarihlerde İzmir’deki  hayvanat bahçesi birkaç köpek, geyik, yılan ile artık hayatını tamamlamış sevgili filimiz Bahadır’ı ancak barındırabiliyordu, Aslında hayvanat bahçesinden başlayarak, dolaylı olarak konu yine dış göçe gelip dayandı da denilebilir.Londra’da Regent Park’ın kuzey ucunda yer alan hayvanat bahçesi, internet bilgilerine göre günümüzde 755 tür, 16802 hayvanıyla Birleşik Krallık bünyesindeki en büyük hayvanat bahçesidir . Londra Hayvanat Bahçesi’ne giriş yetişkin 20 Pound civarında olup, bu miktar bir kişinin bir haftalık ortalama mutfak masrafına denk geliyor denilebilir. Çocuklu ailelere ve üyelere indirim uygulansa da, yine de bu güzel ülkenin yerleşikleri için bile hala pahallı olduğunu söyleyebiliriz.Harita olmadan kaybolacağınız kesin olan bu büyükkentte, sora araya bulabildiğim hayvanat bahçesine nihayet girebilince merakla bir müddet alanda dolaştım durdum. Ancak bahçede dolaştıkça, önce benden kaynaklandığını sandığım ‘dönüp dolaşıp aynı yere mi geliyorum’ düşüncesini yaşadım. Ayrıca genelde her hayvandan bir iki numune görüyor gibiydim. Her adım atışta kahve dükkânı ve yiyecek büfeleriyle burun buruna geldikçe, bir tuhaflık olduğuna iyice kanaat getirdim. İzmir’imizin doğal yaşam alanı, kuş cennetiyle de bir bütün olarak değerlendirildiğinde bana daha görkemli geldi… Elimdeki haritaya göre bütün hayvanları görmüştüm ama aslında çocuk eğlence parkında gibiydim. Geniş bir alana yayılmış gösterişli yeşil mekânlara, maymunların yaşam alanı hariç, içinde hayvanların yer aldığı küçük camekânlı teşhir odacıklarının yerleştirilmesi dikkate değer bir taktik gibiydi. Ayrıca hayvanların orijinal boydaki oyuncak tasarımlarının daha çok göze çarptığını belirtmeden geçemeyeceğim. Oysaki, önceki ziyaretimde hayvanları daha serbest ve geniş alanlarda gördüğümü hatırlıyorum. Hatta hafızamdan hiç gitmiyor, öğrenciler test tipi hazırlanmış ders notlarıyla gelmişler ve hayvanların kafeslerinin önündeki özelliklerinin yazıldığı tabelalardan, belli ki ödev olarak verilmiş bazı notları, araştırma kâğıtlarına işaretliyorlardı. İzmir’de de 1998’li yıllarda Yerel Gündem 21 çalışmaları o dönemin belediye başkanları sayesinde hızını sürdürürken,  hayvanat bahçesi konusu da gündeme gelmişti. Bu yönde stratejiler geliştirilirken o zamanki çalışma grubunda belediyeden yer alan görevlilerle bu konuyu paylaşmıştım. Londra Hayvanat Bahçesine tekrar dönecek olursak, ziyaretçi profili benim gibi daha çok turist olan meraklılardan oluşmuştu. Neyse, yoksunluk duygusu içinde bahçeden çıktım ve merakımı yenemeyerek internetten bilgi almaya yöneldim. Tereddütlerimde haklı olduğumu gördüm. 1980 lerde hayvanat bahçesinin masraflarının karşılanmasında güçlük çekilmiş ve  hatta 1990’larda kapanma tehlikesi geçirmiş. Yukarıda bahsettiğim, yeni bir teşhir ve ziyaretçi ağırlama politikası ile fil ve gergedan gibi iri hayvanları “daha havadar olan” Londra’ya bir saatlik mesafede Bedfordshire daki Whipsnade Hayvanat Bahçesi’ne taşımışlar. Yukarıda bahsettiğim tür sayısına bu bahçedeki canlılar da aslında dâhil görünüyor. Yani bölge içinde dağınık bir yapılanma oluşturularak masraflar farklı yönetimlere dağıtılmış görünüyor. Okuyucu perişan bir hayvanat bahçesi gibi bir hatalı düşünceye kapılsın istemem, burada sadece göreli bir gerilemeye dikkat çekmeye çalıştım. Yine de elindeki hayvanlara olması gerektiği gibi bakabilmenin bir başarı olduğunu söyleyebiliriz. Kutup ayılarını yosun tutturup, oksijenli suyla yıkayıp temizlemeye çalışan bazı ülkeler de olduğunu hatırlatmak isterim.Birleşik Krallığın; Britanya’ya göç, Britanya’dan göç ve transit göç gibi göçün çeşitli tiplerini yaşadığını ve 1991–1993 yıllarında göç rakamlarının tavan yaptığı, önceki yazımda belirtmiştim. Britanya’nın 2011 itibariyle 59 milyona yakın olan nüfusunun 2016 yılında 65 milyon olması beklenmektedir. Sürekli göç alan Birleşik Krallık, görülen o ki, mülteci cennetidir. Birleşik Krallık ayni zamanda 2010 yılında sığınma arayan 22.100 kişi ile göç baskısı altında kalan altıncı büyük ülkedir. Bu rakamlar gerçekten büyük değerlerdir. Ancak Krallık’ta bir taraftan göçlerle yeni gelenlere yetişmeye çalışılırken diğer taraftan da, artan fiyatlarla önceki yerleşiklerin alıştığı yaşam kalitesi göstergeleri gerilemektedir. Yerleşik vatandaşlar gelenlerin yükünü paylaşmak için, çalışmadığı/çalışamadığı için ödeme yapılan gizli veya değil işsizler nedeniyle, daha çok çalışsalar da, razı gelecekleri yaşam kalitesi standartlarına erişmekte yine de zorlandıkları söylenebilir.Türkiye de günümüzde artık transit ülke olmaktan çıkarak, dış göç alan ülke durumuna hızla gelmektedir. Oysa gerek yönetim gerek akademik olarak hala bilgi ve farkındalık açısından kırdan kente göç noktasında kaldığımızı söylemeden geçemeyeceğim. Dış göç ile ilgili makaleler, araştırmalar sınırlı sayıdadır. Bu konuya çok yönlü eğilmek gerektiğini belirttikten sonra unutmadan, İzmir Hayvanat Bahçesi’nin düzenlemesini yapan ve yüksek standartlarda vatandaşın hizmetine sunan İzmir Büyükşehir Belediyesi ekiplerine teşekkür etmek gerektiğini bu vesile ile hatırladığımı ve konuyu sizlerle paylaşmak istediğimi belirtmek isterim. Biz doğal değerlerimize ve yerel hizmetlere ne kadar sahip çıkıyoruz?.Yerel siyasetin doğru biçimlenmesine ne kadar katkıda bulunabiliyoruz? Kendimize her vesile ile sormalıyız. Uygun iklim koşullarından yararlanarak ailece, dostlarla bölgemizdeki doğal yaşam alanlarımızı gezmek, yerel yönetimlerimize destek vermek hiç fena olmaz. Ne dersiniz?  Sevgilerimle. * Prof.Dr. Dokuz Eylül Üniversitesi, İİBF, Kamu Yönetimi Bölümü

Üye Ol



Üye Girişi