Berrin Gürçay Dilekçi

Kazete imtiyaz sahibi, başyazarı

berrind@kazete.com.tr


02.05.2018
1104
11
Yazı Boyutu:    
Geçenlerde Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RFJ) 2017 basın özgürlüğü raporunu yayınladı. Bu raporda Türkiye’nin özgürlükler açısından son bir yılda 2 basamak gerileyip 157. Sıraya düştüğü belirtiliyordu. Merak edip RFJ’nin daha önce yayınladığı raporları incelediğimizde ise AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından günümüze kadar Türkiye’nin özgürlükler açısından 58 basamak gerilediğini gördük.

Özellikle AKP’nin ikinci iktidar döneminde, yani Son 10-12 yılda sistemli yürütülen, tekelleşme çalışmaları Hükümetin o dönem ki Basın Yayından sorumlu Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç'ın Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünün yerel medyaya el atmasıyla başlamıştı. Ekonomik nedenlerle ayakta durmakta zorlanan yerel gazeteleri, kendisinden büyük olan gazetelere satılmasını ya da ortak olmasını öneriyordu. Küçük tirajlı yerel medyanın resmi ilan payını da kısarak ortaklık yapmasını ya da satılmasını zorunlu kılıyordu.

Yerel medya bir ülkenin en önemli haber alma kaynağıdır. Yurttaşlar yaşadığı kentle, bölgesiyle ilgili haberleri bin bir meşakkatle basılan yerel gazeteden öğrenir. Bu gazeteler, haber alma ve haber vermede yurdun en ücra noktalarına ulaşır. Yerel medyayı bitirirseniz halkın haber alma özgürlüğünü temelden yok edersiniz veya tekelleşmeyle kontrol altına alabilirsiniz.

Burada bir örnek vermek isterim: Bir dönem günlük 90- 100 binlik tirajıyla yerel basında Türkiye’nin en büyüğü olmakla övünen bir bölge gazetesi AKP’nin iktidar olmasından sonra yandaş bir gruba satılır. Önce gazetenin kadrosu tasfiye edilerek, yerine yandaş ekip gelir. Ancak iktidar gazetenin politikasından emin oluncaya kadar denetim işlevini sürdürür. Her baskının prova sayfaları gecenin geç bir vaktinde iktidarın tepesindekilere ulaştırılır. Ankara’daki iktidarın yetkilisi telefonla talimatları verir; “Şu haberi büyütelim, bu haberde başbakanımız fotoğrafta üzgün çıkmış, değiştirelim. Güler yüzlü bir fotoğrafını kullanalım.” Her gün bu iş böyle devam eder. Ta ki; güven hasıl oluncaya kadar..

Medyanın diğer önemli konusu ise gazetelerin dağıtım politikasıdır. Bunca yıldır Türkiye'de iki dağıtım şirketi var olmuştur. İstediği yayını dağıtır, istemediğini dağıtmaz yani yayıncıdan büyük paralar isteyerek dağıtımını engelleyebilir.

10 yıl önce Press-Now'un davetiyle gittiğim Hollanda'da basın yayın kuruluşlarını ziyaretim sırasında ülkenin önde gelen medya ve dağıtım şirketinin genel müdürü ile konuşma olanağı bulmuştum. Türkiye’deki durumu şöyle özetlemişti bana: "Avrupa'da gazete ve dergi dağıtımının yüzde 60'ı bizim şirkete ait. Türkiye'de dağıtım pazarına girmek istedik. O kadar uğraştık ki ne mümkün! İki şirket dağıtım işini yasayla sımsıkı bağlamışlar. Kimsenin girmesi mümkün değil. Tabi başaramadık ve işin peşini bıraktık."

Bunları niye anlattım?

24 Haziran Baskın seçim telaşı sırasında Türkiye'deki yerel basının temsilcileri ile yapılan bir toplantıda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu yerel basının sorularını yanıtlarken tam da bu konularda çözüm önerileri sunuyor ve sözünü şöyle bağlıyor:

‘Medya sahipleri kendi güçleriyle birikimleriyle değil, atama yoluyla medya sahibi oluyorlar. Bir daha söylüyorum: Atama yoluyla medya sahibi oluyorlar. Sen altı ay süreyle, sen altı yıl süreyle şu gazete ve şu televizyonların patronusun. Sen bütün masraflarını karşılayacaksın… Altı yıl bitiyor, bir başka dönem başlıyor; siz de yedi yıl süreyle yapacaksınız bunu… Artık gazete ve televizyonların patronları ağırlıklı olarak atama yoluyla geliyor. Ancak ülkede demokratik işleyiş sağlıklı bir yapıya kavuşursa, bunca zaman çıkarılan yasalarla, yapılan düzenlemelerle ilgili hiçbir görüşü alınmayan yerel ve ulusal medya örgütlerinin, sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla parlamentonun çıkaracağı demokratik yasaların hayata geçirilmesiyle, tekelleşmenin de yerel meydanında sorunlarının önüne geçilebilir.” 

Üye Ol



Üye Girişi