Huriye Kuruoğlu

Prof.Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi Radyo- TV Bölümü Başkanı

huriye.kuruoglu@ege.edu.tr


09.11.2019
1530
7
Yazı Boyutu:    

Yaklaşık 4 yıl kadar önce bir kadınla tanıştım. Ama zaman ve fırsatlar eksikliği nedeniyle bu yıl daha yakından tanıma olanağım oldu. Yakından tanıdıkça 1980’li yılların başında kadın-erkek eşitliğine dair okumalar yaptığım yıllarda karşıma çıkan bazı metinleri ve o metinlerdeki düşünceleri anımsadım. O metinlerde, doğumdan itibaren erkek egemen toplumda kadınların erkeklere kıyasla hayata 1-0 geriden başladıklarını ve o nedenle çoğunlukla da aradaki açığı kapatma mücadelesinin giderek hayata karşı mücadelede erkeklerin önüne geçmelerinde önemli bir rol oynadığı ifade ediliyordu. Hayatımın ondan sonraki dönemlerinde çevremdeki kadın erkek ilişkileri ve sayısız pek çok kadının hayat mücadelesinde hep o metinleri anımsadım.

Özel hayatlarındaki erkeklerle, aileleriyle, iş yerinde çoğu kez erkeklerle ve belki bazen de erkekleşmiş kadınlarla mücadele eden pek çok kadın. Henüz çocuk yaşlarda, ergenlikte ve genç kızlıkta, sonra sırasıyla toplum baskısı, erkek arkadaş, nişanlı, koca…Özetle, neredeyse tüm kadınların, öyle ya da böyle yakın çevresinde mücadele ettiği hep bir erkek olmuştur hayatlarında.  Ve elbette çoğu kez de aynı bu erkek egemen toplumun zihniyeti doğrultusunda düşünen ve davranan aileleri de. Son yıllarda ailelerle ilgili olarak bu istisnaların sayısında artış olsa da ülke genelinde bu oranın pek yüksek olmadığını söylemek yanlış olmasa gerek.

O, şu an 50’li yaşların başında bir kadın. Çok çocuklu bir Karadenizli aileye doğmuş. Lise yıllarında başarılı bir öğrencilik geçirdiği  ve liseyi birincilikle bitirdiği için merkez bankası hemen işe başlatmış ve işe başladıktan birkaç sene sonra dışardan üniversiteyi bitirmişti. Bu yıllarda sevda başında duman olmuş ve bir erkeğe aşık olmuştu. Aşık olduğu erkekle kısa süre sonra da evlenmişti. Elbette bu büyük aşk çok kısa süre sonra meyvesini vermiş ve dünya güzeli bir kız çocukları olmuştu. Kadın hem çalışıyor, hem çocuğuna bakıyor, hem evi idare etmeye çalışıyordu. Bu arada da kadındaki zekayı gören banka kendi hesabına İngilizce kursuna göndermişti. Yani kadın hem çalışıyor, hem evinin işini yapıyor, hem çocuğuna bakıyor, bu arda da İngilizce öğreniyordu. Kadındaki bu çalışkanlığı, azim ve mücadele gücünü gören, bir yandan kıskanan, ama bir yandan da bunu kullanan adam, bir süre sonra evde maraza çıkarmaya başlamıştı.Maraza çıkarmakla da kalmayıp işi aldatmaya kadar götürmüştü. Kadın sadece çalışkan ve becerikli olmakla kalmayıp çok akıllı da olduğu için iz sürüp erkeğe suçüstü yapmış ve özel eşyalarını adamı eline tutuşturup kapının önüne koymuştu. Daha çok kadının çabasıyla yaklaşık 10 yıl kadar süren evlilik böylece sona ermişti. Kızıyla baş başa kalan kadın, bir yandan bunca sevdiği erkeğin ihanetine üzülüyor, ama öte yandan, adamdan kurtulduğuna seviniyordu.

Her ne kadar evli iken de yaşam kavgasında daha çok yalnız olsa da, birden bire erkeğin hayatından tamamen çıkması, çok uzun sürmese de sarsmıştı O’nu. Bir süre kendine gelmeye çalıştı ve birkaç ilişkisi oldu. Zira bir erkeğin bunca acı çektirmesine rağmen, aşk kadını olduğu için erkeklerden tamamen de vazgeçemiyordu. Tüm bunları yaşarken de, ayrıldıktan sonra baba, kızıyla hiç bir şekilde ilgilenmediği için, maddi ve manevi kızının her şeyiyle O ilgileniyordu. Maddi ve manevi  olarak kızını hiç bir şeyden mahrum etmemeye çalışırken, öte yandan da kendinin ve kızının geleceği için birikim ve yatırım yapıyordu. Birkaç ilişkiden sonra bir adam tanıdı. Bu adamda gerçek aşkı bulduğunu sandı. Ama aradığı olmadığını anlaması için aradan yedi yıl geçmesi gerekti. Tam evlenmek üzere oldukları sırada adamın saçmalıklarını fark etti. Şimdilerde kendini toparlamış ve hayat dolu bir şekilde hayatına devam ediyor.

Sağlık ve sevgiyle kalın.


Üye Ol



Üye Girişi