Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr. Sosyal bilimci

songulsallangul@yahoo.com


11.07.2021
406
8
Yazı Boyutu:    

Siyasal iktidar Meclisten 2 kanun teklifi geçirdi. Biri alt komisyonda kabul edildi, diğeri de Meclis’ten geçerek yasalaştı. İlki, 2020 yılında tasarı aşamasında 50 maddelik bir teklif olarak hazırlanan ama 17 madde olarak düzenlenen 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu teklifi. Bu teklif TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda kabul edildi. Teklif, hayvan sahiplerinin sorumlulukları artırması ve bazı suçlar için hapis cezası öngörmesi açısından oldukça önemli. Ancak yasanın temel açmazı hayvanlara yönelik cinsel istismarların düzenlenmesinde sanki bir hayvanın bir insanla olabilecek cinselliğinin karşılıklı rıza olarak tanımlanmasında. Yasada hayvanlara yönelik bu tür suçların ‘cinsel saldırı’ terimiyle değil, ‘cinsel ilişki” kavramıyla ele alınmasında. Aslında çok önemli bir yasa tasarısıydı. Ama kırpılarak, cinsel saldırı yerine hayvanlara yönelik cinsel istismar “ilişki” olarak tanımlanarak, yine faili kurtarma çabasına dönüşmüş iş! Nasıl bir anlayış bu!


İkinci olarak 4. Yargı Paketi olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM genel kurulundan geçerek yasalaştı. Yargı Paketinde 13. madde olarak da bilinen ve cinsel istismar suçlarında tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin somut delillere dayandırılması, yani 'somut delil' şartı da tüm itirazlara rağmen, özellikle çocuklara yönelik cinsel suçları da içerecek biçimiyle kabul edildi. 13. madde ne hikmet ise İslamcı basını ve geçen yasadan yararlanacak olan, bu kapsamda çocuğa karşı işlenmiş olan cinsel suç işledikleri için cezalarını çekenleri, hapiste olanları, erkekleri çok sevindirdi. Bunu MUCİZE olarak tanımladılar! Oysa cinsel suçlar nitelikleri itibariyle gizli-saklı işlenen, geride delil bırakılmayan, mağdurların çoğukez uzun süre şikâyet etmemeleri için uğraşılan, kimi durumlarda olayın üstünden çok zaman geçtikten sonra şikâyet edilebilen nitelikteki suçlar. Ne olduğunu bile anlamadığı, çoğu kez yakın çevresinde olan, kimi kez en yakınındaki kişiden veya güvendikleri insanların istismarına, tacizine ve tecavüzüne uğrayan çocuklar açısından bu tür suçlar nasıl kanıtlayacak! Pek çok aile çocuklarının uğradığı cinsel istismarı ifşa bile edemiyor.


Bu yasa bana “Türkiye’de Kadın Sığınmaevleri: Erkek Şiddetinden Uzağa Açılan Kapılar mı? (Bağlam Yayınları)” başlıklı kitabımın saha araştırması sürecinde sığınmaevlerinde kalan iki kız kardeşin çocuk yaşta başlayan ve uzun yıllar süren cinsel istismarını ve ispat şiddetini hatırlattı. Henüz 4320 sayılı yasa dönemiydi. Türkiye’nin kırsal bir yöresinde bir babanın iki özkızını cinsel istismarını öğrenen annenin çırpınışlarını ve kanıtlamak için yaşanılan travmayı anımsattı. Kız kardeşlerin kendi özbabalarının cinsel şiddetini kanıtlamak için yaşadıkları tecavüzü kayıt altına almalarını, güvenlik güçlerine somut delil sunma ve ikna ediş sürecini… Babanın cinsel istismarının mantığını kendi kızlarına “insan kendi bahçesinin meyvesinin tadına bakmaz mı?” ifadesi ile savusunu kan dondurucuydu. Kızlara inanmayan toplumun, kurumların, güvenlik güçlerinin “somut delil” istemesi üzerine kızların bunu kanıtlamak için yeniden istismara maruz kalmaları ya da bırakılmaları ise başka bir garabet.


Nedir bu kadın, çocuk ve hayvanlara yönelik düşmanlık? Nedendir bu cinsel istismar suçları karşısında istismarcıları koruma çabası? Bu anlayış İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyle başladı, 6284’ün uygulanmamasıyla devan ediyor ve şimdi de cinsel istismarı, somut kanıta dayalı hale getirerek, eril iktidarı koruma çabasını güçlendirmekte. Faili, erkekleri korumak için mağduru susturma çabaları. Keşke bu çaba suçu önlemek için gösterilebilseydi!


İktidarda kalmak adına, demokrasi ve hukuk devletinden uzaklaşma süreci ülkemize zarar veriyor. Marjinal İslamcı gruplara, eril iktidar güçlerine ve onların fikirlerine odaklanan iktidarın gözüne perde inmiş gibi. Gerçekleri görmeyi engelleyen bir akıl tutulmasındalar!


Ya siz, seçmenler, tüm haksızlıkları nasıl kabul ediyorsunuz? Çıkan bu yasaları sizin adalet ve vicdanınız nasıl kabul ediyor? Hani bu toplumda sizler sessizin sesi olacaktınız, güçlüye karşı savunmasızı savunacaktınız. O halde görev başına. Bu işi tek başına muhalefet partilerine bırakamazsınız! Yeri geldiğinde sandıkta da bunun karşılığı verilir ama şimdi ve hemen haksızlıklara karşı sesimizi yükseltmenin ve şiddete karşı ortak mücadele vermenin zamanı.


Üye Ol



Üye Girişi