Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr. Sosyal bilimci

songulsallangul@yahoo.com


16.08.2019
1840
9
Yazı Boyutu:    
“Çünkü ben buyum ve kendimi bu halimle seviyorum…” Bu sözler Türkiye’nin sporda başarıyı yakalamış olan, 2014 yılında jimnastik alanında Akdeniz Oyunlarında altın madalya kazanan ve Olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil etmiş olan kadın sporcu Tutya Yılmaz’a ait. 

Yılmaz, twitter hesabında paylaştığı fotoğrafa yapılan “kas yığını” yorumu karşısında 10 Ağustos 2019’da sosyal medya hesabında eleştirilere şöyle yanıt verdi; “ Çünkü ben buyum ve ben kendimi bu halime seviyorum. Senin “Kas Yığını” dediğin şey, benim 16 yıllık emeğim, gözyaşım, döktüğüm ter, harcadığım emek, kaçırdığım mezuniyetim ve yazamadığım bir dünya şey…”. 

Evet Sayın Yılmaz, başarıyı o bedeniyle yakaladı. O beden bir emeğin, çabanın ve başarının simgesi. Ama cinsiyetçi bakışın egemen olduğu toplumlarda, o bedene sahip olanlar birçok zorlukları göğüslemek zorunda kalırlar. O bedene sahip kişiyi kabul etmek zor gelir bazılarına. Ataerkil bakışta kaslı bedene sahip olan kadınların çirkin olduğu düşüncesi yaygındır. Türkiye’de özellikle halter, yüzme, vücut geliştirme ve jimnastik gibi sporları yapan pek çok kadın sporcu, bedenin farklılaşacağını, değişeceğini, o spor dalının gerektiği bir vücut yapısına sahip olacağını bilir. Sporla vücut kaslarının, göğüslerine oranla daha fazla büyüyeceğinin ve kadınsılıklarının azalacağının farkındadır. 

Pek çok kadın sporcu, cinsiyetçi bakış karşısında güçlü olamazsa eğer, ilgilendiği sporla uğraşmayı bırakır. Bu nedenle ülkemizde pek çok spor dalında, kadın sporcular uzun yıllar destek ve teşvik göremedikleri için başarı yakalayamadı. Pek çok kadın sporcu gibi Tutya da bunları biliyordu. Eğer sosyal medya hesabındaki yorumlarını okursanız sporla uğraşırken kendi bedenindeki değişimlerin onda yarattığı duyguları, acıları nasıl yaşadığını ve kendiyle hesaplaştığını görürsünüz. Eğer idealize edilmiş bir fiziki yapıya sahip değilseniz, neyle uğraşırsanız uğraşın, bu beden sizin için bir sorun haline getirilmeye başlanır. 

Cinsiyetçi beden algısı kültürel olarak inşa edilir. Erkeklerin ve erkek bedeninin güçlü ve kaslı olması istenen bir özellik olurken, kadınlarınkinin zayıf (bedensel) ve narin olması idealize edilir. Bu beden feminendir, güzeldir, çekicidir ve hatta seksidir. Kapitalizmin ve ataerkinin cinsellik ve kadın beden algısı üzerinden yarattığı kadın bedeninin “ince, narin ve güzel olma” normu, aynı zamanda kadın bedenini metalaştıran bir kültürel değerler sistemiyle de iç içe geçer. Bu beden algısı ve bakış açısı bir zorunluluk olarak medya üzerinden de sunulur ve yeniden üretilir.

Sinema filmleri, reklamlar, klipler başta olmak üzere medya bu kadın bedenini efsaneştirir, metalaştırır ve böylelikle de denetim altında tutar. Hatırlanırsa gençlerin sevdiği şarkıcı Ed Sheeran’ın “Shape of You” adlı parçası, birkaç yıldır hit pop şarkı listelerinin il sıralarında yer alıyor. Şarkının klipinde oynayan kadın sporcu, boks sporunu yaparken sıfır beden algısını yaşatan, ince, fit ve çekici bir kadın görünümünde.
Şarkının sözlerindeki vurguda dikkat çekildiği gibi, kadın dediğin sporla uğraşsa da idealize edilen inceliğini ve çekiciliğini korumalıdır.  Çok güçlü kasları yoktur klipte oynayan kadının. Oysa sevgili Tutya Yılmaz’ın fotoğrafına yapılan yorumda olduğu gibi, kaslı kadın vücudu güzel algılanmaz! Onun başarılarına odaklanmak yerine, cinsiyetçi söylemlerle ketlenen bakış açılarını konuşuyoruz… 

Biz Tutya gibi genç ve başarılı bir sporculara verebileceğimiz destekleri konuşmalıyız.  Ya da daha geniş anlamda; tüm gençlere kendileri olmayı ve oldukları kendileriyle barışık olmayı nasıl daha iyi anlatabilirizi konuşmalıyız. İnsanlar üzerindeki cinsiyetçi ve her tür ayrımcılık içeren baskıları ortadan kaldırarak, insanları kendilerini daha iyi anlamaya özendirerek ve özgürleştirerek başarıya ulaşabiliriz. Tıpkı Tutya gibi bizler de, kendimizle, bedenimizle barışık olarak, ben buyum ve kendimi bu halimle seviyorum diyerek ve dayanışarak…

Üye Ol



Üye Girişi