Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr. Sosyal bilimci

songulsallangul@yahoo.com


18.12.2019
1549
4
Yazı Boyutu:    

Ülkemizde kadına yönelik şiddetin önüne bir türlü geçilemiyor! Her gün kadına yönelik şiddet ve ölüm haberlerine bir yenisi ekleniyor. Bu nasıl bir erkeklik anlayışıdır ki, öldürmek onlar için basit bir eylem haline gelebiliyor ve diğer erkekler de bunu izleyip, hoş görebiliyor? Neden bu ülkenin erkekleri çok kızgın? Hırslarını ve hınçlarını eşlerinden, hayat arkadaşlarından, kızlarından, sevgililerinden, eşlerinden alıyorlar? Hayata sevgiyle başlayan çiftler, arkadaşlıklar ne oluyor da, kadın düşmanlığına ve karşı cinsi yok saymaya, hattahayatına son vermeye varıyor? Evlerde, sokaklarda erkekler, nefret ve öfke dolu birer kızgınlık abidesine, sinirli ve patlamaya hazır birer bombaya nasıl dönüşüyor ve kendilerini nasıl ve neden haklı görüyorlar?

Nedir onları bu kadar sinirli hale getiren? Bir tarafta şişirilen sözde milliyetçi muhafazakâr erkeklik, diğer yanda kapitalizmin tüketici bireyinin tatmin ol(a)mamışlığının doyurul(a)maması ve dijital dünyanın olanaklarının yarattığı kapitalist ve eril kaygılar, kontrol düzeni ve karşılanmamış beklentiler. Tabiiki yaşadığımız dünyada tüm bunların iç içe geçmesi sonucu ortaya çıkan erkeklik krizi tüm bunları besliyor.İlk olarak erkekliği hangi yaş ve kategoride olursa olsun öğrenme ve öğretme biçimimizile kadını ona hizmet etmesi gereken cins olarak görenzihniyet,bunun baş sorumlusu. Erkeğin hep başarılı, akılcı ve ne olursa olsun sözünü dinletme, itaat ettirme üzerine kurulu öğrenme biçimi, onları hep haklı, hep her şeyi bilen, şımartılmış ve bir o kadar da tahakkümcü hale getiriyor. Bunun emaresi de “hegemonik sinirli, otoriter erkek figürü” ve bu artık ülkemizde egemen halde.

Siyasetten gündelik hayata, erkekler kendilerinin haklı (hoş haksız da olsa) olduğunu düşündüğü anda birden parlayıp karşısındakine bağıran, üstüne yürüyen, tehdit eden, gücünü göstermek için her tür harekete başvuran, öfke kontrolü olmayan, kaygı verici bir davranış koduna sahip. Onlar erkek olarak sinirlenebileceklerini, karşısındakini, hele kadınsa, parlayarak dövüp, boğazlarını sıkabileceklerini düşünüyorlar.

Son günlerde sıklıkla duyduğum şiddet öyküleri,erkek arkadaştan ayrılma ve/veyaeşten boşanma vakalarının hemen hepsinde erkeklerin sözde öfkeye(kontrolsüzlüğe)kapılıp, kadınların boğazına sarılıp, öldürme girişimleri artmış durumda. Üstelik bu bir defa değil, defalarca olabiliyor. Kadın şanslıysa hayatta kalıyor. Bazen gelenekten, bazen töre istedi diye, bazen cahillikten, bazen de okumuş, meslek sahibi kadın olmanın gereği diye susmuş kadınlar hep.

Şiddet hep aralarında kalmış. Fiziksel olarak, dayakla bazen de duygusal şiddetle sindirdikleri kadınlar, bazen ayıp, bazen de el âlem ne der, aman kimse duymasınendişesiyle sessizlikle yaşamış ve şiddetin üstünü kapatmışlar. Şiddete karşı erkekleri haklı görerek ve kendilerinde suç arayarak…Kadınlar, hep alttan almışlar, kendi öfkelerini sindirmişler. “Bir anlık tartıştık oldu” masalına öyle kapılmışlar ki, erkekliğin şiddet nöbetleri karşısında, âdeta sinirleri alınmış, uslu, anlayışlı kadın rolünü oynamaya devam etmişler. Şiddet sonrası kısa süren sözde bir barışla, mutluluk oyunu almış yerini ama bu uzun sürememiş. Ta ki şiddet kendi canlarını alma noktasına vardığında ya da şiddet sevdiklerine, çocuklarına yöneldiğinde ve ölüm riski altına girdiklerini hissettiklerinde, bu sefer yeter diyebiliyorlar. Eğer çok geç değilse, canlarını kurtarmak için çare aramaya başlıyorlar.Amaerkeklik krizi karşısında çoğu kez de geç kalıyorlar…

Bu erkeklik krizinin ardında yaşadığımız küresel (kapitalist) dünya düzenin sunduğu tüketim üzerine dayalı ataerkil kapitalizm kodları da büyük rol oynuyor. Konforlu ve lüks özlemli yaşam biçimine yönelik beklentinin yanında siyasal ve sosyal haklar alanının genişlemesi ve kadınların kazanımları konusunda mevzi koruma stratejileri de erkekleri daha bir tahammülsüz hale getirmiş görünüyor. Üstlerine toz kondurmadıkları, bırakmak istemedikleri bir “evi geçindirme ve otorite olma” rolünün onlara verdiği itaat ve denetim kültüründen, konforundan vazgeçmemeleri ya da bu konudaki isteksizlikleri, kadınları gelenek, töre ve din adına evde tutma, kapatmave baskı altına alma süreci,şiddet ve kadın cinayetleriyle sonuçlanıyor.

Kadınların evden çıkma, baskı karşısında özgürleşme ve birey olma çabaları şiddet uygulasın-uygulamasın neredeyse tüm erkekler için öğrendikleri ataerkil, kendilerini üstün gördükleri erkeklik anlayışına tehdit olarak görülüyor, algılıyorlar. Şiddeti ve kadın cinayetlerini toplumda bir film gibi, pornografik bir hazla, bir suç dizisi izler gibi seyrediyor.

Okumuş-okumamış, eğitimli-eğitimsiz, zengin-fakir, işçi-profesör fark etmiyor,toplumun tüm kesimlerinde namus kavramının arkasına sığınan eril zihniyet, kadını erkeğin mülkiyeti olarak görerek, ona ve bedenine istediğini yapabileceğini düşünüyor, kadın cinayetlerini meşru görmeye ve göstermeye devam diyor.Artık bu zihniyet her yerde! Bu zihniyet nedeniyle hukuk ve yasalar kadınları erkeklerden veerkek şiddetinden korumaya yetmiyor. Bu düzeni korumak için kadına şiddet vekadın cinayetleri siyasallaşmış durumda. Erkek aklı, kadınlı erkekli, yasaları işlevsiz kılmak için elinden gelen tüm çabayı gösteriyor. Kadınları mücadelelerinde yalnız bırakıyor. Milliyetçi, ırkçı ve erkeksi dil ve bakışlaerkek şiddetine ahlakçı bahaneler üretilerek 6284 sayılı yasauygulatmıyor! Şiddetin suç ortakları,işbirlikçileri, şiddet kendi canlarına, sevdiklerinin canına kast edince miyasaları uygulayacak?


Üye Ol



Üye Girişi