Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


01.02.2011 - 03:00
869
Yazı Boyutu:    
Ekoloji ve Feminist sözcüleri kendi başına bir duruşu sergilemektedir. Ben akademik olarak çevre konularında çalışmak için görevlendirilen ve işini seven, dünyaya erkek gelmemiş, kadının her vesile ile kenara itilmesinden mutsuzluk duyan “kota uygulamasını da kadına yapılan en büyük hakaret” olarak görmeyenlerdenim. O zaman neden eko-feminist olamıyorum?Eko-feminist düşünce ve sosyal ekoloji, sosyal hakimiyetler ve dünyanın doğasındaki hakimiyetler ile ilişkiler ağına işaret etmektedir. Felsefenin ahlak, iktidar ve güç ilişkiler ağındaki sorgulamalarına artık feminist bakış açısından ekoloji de eklenmiştir. İnsanlık tarihi içinde “dünyaya sürgün nedeni” gösterilen ve kadın ile bağlantı kuran dini menkibelerle başlayan ve bugüne kadar getirilen söylemler etkisiyle kadının toplum içinde yapılandırılması, her zaman güncel tartışmaların temel kaynağıdır. Eğitimin iktidar ilişkilerinde oynadığı rolün önemine bağlı olarak, sürdürülebilir çevre içerikli konulara “kadın ve çevre” eklenmiştir. Son yüzyılda artık genelde yapıldığı gibi, “omuz silkip yola devam edilemeyeceği iyice belirginleştiğinden”   eski Yunanda aşağılanan ve dışta bırakılan kadına ayrılmış geleneksel ahlak düzeninin dışına taşılarak, özellikle Val Plumwood (1939 –2008) ile geliştirilmiş evrensel etik bir çizgi içinde kadının destekleneceği bir zemin yaratılmıştır.  Haklar kavramı sürecinde “kadına ” hiçbir zaman gerekli önem verilmemiştir. Olympe de Gouges (1748–1793) “Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları” konusunu kaleme almış ve sonunda giyotin altında can vermiştir. Gouges, “Kadının darağacına çıkma hakkı olduğuna göre Meclis kürsüsüne çıkmaya da hakkı olmalıdır” diyordu. Kadına karşı anlayış yüzyıllardır kimden beklenmektedir? Zorba güçler için bahane ve destek kuvvet hep olagelmiştir. Kadın karşıtlığı fikri üzerine üretilen bu baskıcı ve yok edici güç kimi felsefecilerden etkilenen yöneticilerin kontrol ettiği gruplarla toplumda ivme kazanmaktadır. Bu nedenle de erkeklerin de ayrımcılığa karşı işbirliğine daveti önem taşımaktadır. Nitekim “yönetişim ve strateji çalışmalarına odaklı” merkezimiz İZİSYÖM geçtiğimiz üç yıl içinde yöneticilik ortak yönü olan, akademisyen, iş adamı ve gazeteci görevlerindeki üç değerli dostumuza “ kadınlarımızın arkasındaki başarılı erkekler” ödülü vermiştir. Bu ödüllerin takip edilerek ve taklit edilerek geliştirilmesi önem taşımaktadır. Eko-feminizm çalışmaları, son yirmi yıl içinde toplumda kadınların dezavantajlı konumu ile doğanın tahribi arasındaki bağlantıların kuramsallaşmasına katkıda bulunmuştur. Irk, sınıf, cinsiyet farklılığı ve doğa üzerinden işleyen sömürü düzeni sorgulanmış ve çözümlemeler yapılmıştır. Bazı düşünürler,  eko-feminizmi kuramsal açıdan zayıf bularak, derin ekoloji ve sosyal ekoloji ilişkilendirmesi içindeki tartışmalara alınmasının doğru olmadığı ve çevre korumacı sorgulamaları oyaladığı fikrini ortaya koymuşlardır. Çünkü çözümlemelerde ağırlık, doğaya tahakküm eden unsurların benzer davranışı öteden beri kadın için de sergiledikleri olgusudur. Aslında doğadaki varlıkların değerine odaklı derin ekolojik felsefe; örgüt, nüfus, ekonomi ve doğa ilişkiler alanında kadını da koruma kapsamına almakta mıdır? Veya kadın doğa korumada önemli bir rol kaparak ve oynadığı bu önemli rol için önemliliğinin yapıtaşları listesine doğa da eklenmeli midir? Bu eklenme onu daha da “önemli” hale getirecek ve ikinci plana alınmaktan kurtaracak mıdır? Eko feminizm, aslında derin ekolojinin varlığı önemseyen ve varlık merkezli felsefi radikal duruşunun bir bakıma kadın için tekrar değerlendirilmesi olmalıdır. Yani analizler kadına ve doğaya olan tahakkümlerin ortaklığı üzerinden değil, varlık olarak kadının toplumdaki rolünün evrensel etik çizgiye eriştirilmesi ile ilgili doğa paralelinde modern yaklaşımları sorgulamalı ve geliştirmelidir. Esasen henüz toplumlar, gerek ülkesel gerekse ülke içinde bölgeler itibariyle, varlıkların hakkına saygı duyan etik düzeye gelememiştir. Bu nedenle varlıkların hakkı konusunun toplumda yaygınlaştırılması gündemini korumaktadır. Kadın ve erkek bir bütün olarak insana saygının varlığa saygı anlamına geldiği ve karşılığının da doğru olduğu çözümlenmesi evrende sıradanlaştırılmalıdır. Bu nedenle eğitime esas teşkil edecek, düşünüş yapılanmasında doğanın önemsenmesi tek başına yeterli olmalıdır. Diğer tüm öğeler doğanın tamamlayıcısıdır. Doğa tükendiğinde zaten varlıklar da olamayacaktır. Bu yazı bitmedi, devamı “Neden ünlü filozof Kant’ı  Sevemiyorum”? Sevgilerimle__________________________* Prof. Dr. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi  İdari Bilimler Fakültesi

Üye Ol



Üye Girişi