Huriye Kuruoğlu

Prof.Dr., Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi Radyo- TV Bölümü Başkanı

huriye.kuruoglu@ege.edu.tr


27.10.2017
516
4
Yazı Boyutu:    

1960’lı yıllarda başlayan Türkiye’den Almanya’ya emek göçü hakkında çok şey yazıldı, çizildi ve çok sayıda film çekildi. Gerek oraya giden erkeklerin geride bıraktıkları eşlerini bir Alman kadınla aldatması, gerekse Almanya’da yaşanan uyumsuzluk problemleri, çoğu kez bu temel konulardı. İlk başta iki ülkenin emek ve para takası olarak da görülebilecek bu olayın sosyolojik etkileri, ne Türkiye ne de Almanya tarafından hiç hesaba katılmamıştı. Ancak çok fazla işlenmeyen bir konu daha vardı.

Almanya’ya genç iş gücü olarak giden genç Türk erkeklerinin “Aman orada bir Alman kızla evlenmesin….” paniği ile Türkiye’deki genç kızlarla evlendirilme telaşı. Ve önce ailenin beğendiği ve daha sonra da erkeğin onayladığı bir kızla apar topar görücü usulüyle deyim yerindeyse baş göz edilmesi. İşte bu telaş ve panik ile Almanya’ya evlendirilip gönderilen genç kızların her birinin öyküsü ayrı ayrı birer film konusu olmaya değer doğrusu. Zira o yıllarda Türkiye’deki pek çok aile için, Almanya’ya kız gelin etmek, hem kızlarının hayatlarının kurtulması anlamını taşıyordu, hem de iyi – kötü kendilerine de maddi olarak yardım edebilecek bir damat umudunu taşıyordu.  İşte bugünkü öykümüz onlardan birine ait.

Yoksul ve çok çocuklu bir ailenin en büyüğü olan küçük bir taşra ilinde yaşayan genç kız, oldukça güzel ve alımlı idi. Yakın çevresi O’ndan bahsederken “Prenses Süreyya’ya benziyor.” diyerek güzelliğinin derecesini vurgulardı. Aile kızlarını okutmak niyetindeydi. Hatta daha ortaokulda okurken, yani 15-16 yaşlarında yaşadıkları kentin en zengin ailelerinden birinin oğluna istemeye geleceklerini duyduğunda, kızın annesi “eve bile gelmemelerini, kızlarını okutacaklarını, ve zaten okumasa da, davul bile dengi dengine…” diyerek reddetmişti. Yani bir başka deyişle kızlarını zengin bir aileye verip hem kızlarının geleceği kurtulsun, hem kendilerine faydası olur anlayışı yoktu ailede. Ancak genç kız rahat durmuyor, mahalledeki delikanlılarla gizli saklı görüşüyordu.

Bu olaylar küçük ve muhafazakar bir yer olması nedeniyle de zaman zaman ailede sorun oluyordu. Nitekim ortaokul son sınıfta ailenin o kısıtlı bütçe ile özel hoca tutmasına rağmen matematik dersini veremediği için mezun olamadı. Ailenin ilk evlatları olan kızlarını okutma hayali suya düşmüştü. Ama yapacak bir şey yoktu. Zorla da güzellik olmuyordu elbette. Sürekli görücü geliyordu. Bir ara aynı mahalleden bir delikanlı ile nişanlandı, ama bir şekilde yürümedi ve ayrıldılar.16 yaşına geldiğinde yine bir gün eve görücü geldi. Başka bir büyük kentten gelmişti aile. Damat adayı ise Almanya’da çalışıyordu. Kız isteme olayının yaşandığı akşam, erkek tarafının büyükleri, kızın adının damat adayının annesi ile aynı olması nedeniyle, “aynı evde aynı ad olmaz. Kızın adı Arzu olsun…” dediler. Ve ne tuhaftır ki kızın ailesi de itirazsız kabul etti ve o günden sonra artık o isimle çağrılmaya başlandı.

Bu öyküyü ilk duyduğumda şok olmuştum. Öyle ya insan kaç yıllık evladının adını nasıl olur da başka birileri istiyor diye değişmesini kabul ederdi. Kız isteme olayının ardından hemen nişan ve nikah yapıldı ve ertesi sene de düğün yapıldıktan sonra Almanya’ya gitti. Aile kızı zorla vermemişti elbette. Genç kız, Almanya sözünün büyüsüne kapılmıştı. Yaşadığı yoksulluktan kurtulmayı ve rahat etmeyi hayal ediyordu. Ama 17 yaşında, evlendikten sonra, Almanya’ya gittiğinde gördüğü ve yaşadığı tam bir düş kırıklığı idi. Almanya gelişmiş bir ülke idi belki. Ama eşinin O’na sunduğu hayat hiç de öyle değildi. Bir oda bir salon küçük ve doğru düzgün eşyası olmayan bir ev O’nu bekliyordu.

Gittiğinin ertesi haftası, eşi, düğün masraflarının borç olduğunu ve bu borçların ödenmesi için kızın da çalışması gerektiğini söylüyordu. Eşinin şiddeti yoktu, ama çok da nazik ve düşünceli biri olduğu da söylenemezdi. Ve on ay sonra çocukları oldu. Doğan ilk çocuklarını, o yıllarda pek çok genç ailenin yaptığı gibi bebek henüz daha 40 günlük iken Türkiye’ye, babaanne ve halanın yanına getirip bıraktılar. Ve elbette o çocuk artık kayıp idi gelecek yıllarda. Hiçbir zaman anne ve babayla sağlıklı bir iletişim kurulamadı çocukla. Erkeğin ailesi kızın önce adını sonra da hayatını değiştirmişti.

Sağlık ve sevgiyle kalın.

 

 

 

 


Üye Ol



Üye Girişi