Berrin Gürçay Dilekçi

Kazete İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı

berrind@kazete.com.tr


05.12.2014 - 20:55
1007
Yazı Boyutu:    
 
Günümüzde herkes "zihniyet devrimi şart" diye giriyor söze..
 
Ama hangi zihniyet? Hangi kafa yapısı, hangi anlayış?..
 
Devrim ise; Hızlı, köklü, nitelikli değişiklik olduğuna göre burada değişecek zihniyet hangisi?
 
Ülkemizde tek zihniyet devrimini Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyeti kurarken halkına yaşatmış, yaptığı bütün  devrimlerle ülkesini muasır medeniyetler seviyesine taşımaya çalışmıştır. 
Atatürk'ün Kadınlar için de en büyük devrimi, bugün kutladığımız 5 Aralık Kadının seçme ve seçilme hakkının  verildiği gün, bugündür.
 
Kadınlar 80 yıldır var olan siyasi, ekonomik, sosyal ve hukuksal haklarını daha da ileri taşıyabilmek, çağdaş  ülkelerdeki normları yakalayabilmek için var güçleriyle mücadele etmekte iken, 20 Temmuz 2010’da kadın  örgütleriyle yaptığı toplantıda Başbakan Erdoğan çıkıyor ve "“Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum. Onun için  fırsat eşitliği demeyi tercih ediyorum. Kadın ve erkek farklıdır, birbirinin mütemmimidir” diyor ve karşı  devrim başlıyor!
 
Ara ara bu düşüncelerini tekrarlıyor Erdoğan. Ancak 24 Kasım 2014 tarihinde Cumhurbaşkanı olarak yaptığı  açıklama yenilir, yutulur cinsten değil. Coşuyorda coşuyor! Ama bir taraftan da buna zihniyet devrimi diyor:
 
“Kadın mücadelesi eşitlik kavramına takılıp kalmış” diye sözlerine başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kadınların ihtiyacı olan şey nedir? Kadın kadına eşitlik doğru olandır. Erkek erkeğe eşitlik doğru olandır.  ....Eşitlik mağdur olanın mağdur eden seviyesine çıkarılmasıdır.... Eşitlikten ziyade eşdeğer olabilmektir  önemli olan. Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz çünkü bu fıtrata terstir.....Bizim dinimiz kadına  bir makam vermiş: Annelik makamı. Bizim dinimiz cenneti annenin ayakları altına sermiş. Dolayısıyla annenin  ayağının altı öpülür. Bunu feministlere anlatamazsın!”
Bu konuşmadan 10 gün sonra Başbakan Davutoğlu çıkıyor kürsüye."Bugün insanlığın aile merhametine ihtiyacı  var" diyerek başlıyor söze ve kadınlar için yaptıklarını ve yapacaklarını sıralıyor:
 
Kadınlara verdiğimiz 16 haftalık doğum izni lütuf değil, manevi bir borcu ödedik; Engelli bakımını üstlenen  kadınlara beş yıl erken emeklilik hakkını verdik; Aile destek programları çerçevesinde, devrim mahiyetinde  bir çalışmayı tamamlayacağız; Kadınların siyasetteki oranını yüzde 25'e çıkaracağız; Çözüm süreciyle anaların  gözyaşlarını dindireceğiz; Kadına karşı şiddet konusunda yürütülecek mücadele terör ve uyuşturucuya karşı  yapılan mücadele kadar önemli ve ulvi olduğu için çözeceğiz...
 
Buna tavşana kaç tazıya tut, derler. Ürkütmeden, iki ileri bir geri.. Göstermelik yasalarla kadını değil  aileyi korumayı hedefleyen, tecavüzde rıza arayan, mahkemelerde “haksız tahrik” indirimi ile kadın  cinayetlerini teşvik eden, 'fıtrat' diye direten bir devlet var ortada.
 
"Tokadı da şimdi şiddetten mi sayalım?", "Evi topluyorsunuz, Allah razı olsun", "“Babalar cinayete  zorlanıyor”, "Sevişiyorsunuz sonra biz uğraşıyoruz!", "Kadın iffetli olacak, kahkaha atmayacak", "Şiddet  sevgiyi pekiştirir" diyen ve 12 yıldır iktidarda olan bir AKP var.
 
Türkiye; kadına karşı şiddetin giderek artması, taciz, tecavüz ve cinsel saldırının yoğun olarak yaşanması  nedeniyle turist olarak gelmek isteyen kadınların iki kere düşünmesi gereken en güvensiz ülkeler arasında;  Hindistan'dan sonra ikinci sırada geliyor. 
 
Bütün bu çelişkiler yumağını çözmeye zorlanan AKP, kadınlarla başedemeyeceğini anlayınca kısa yoldan çözüm  aradı ve "Zihniyet devrimini" tersine çevirerek çözümü çocuklarda buldu.  
Bu gerekçeyle eğitim sisteminin temelden bozulması, okulların imam hatipleştirilmesi, din dersi eğitiminin  zorunlu olması kuran kurslarının artması,kız çocukların türbana bürünmesi, okula devam zorunluğunun  uygulanmaması, okullarda karma eğitimin kaldırılması en son da "Osmanlı Türkçesi"nin yani Arapça ve Farsçanın  mecbur tutulması "zihniyet devrimi"nin mutasyona uğramış halidir.
 
        
 
 

Üye Ol



Üye Girişi