Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


04.11.2018
278
8
Yazı Boyutu:    
Bu haftanın içimizi acıtan şiddet içeren iki olayı üzerinde duracağım bu yazımda. İlki yargının hali, ikincisi ise ahalinin hali. İlk olay 5 yaşındaki kız çocuğunun sokakta cinsel istismara uğraması. Olay yargıya intikal ettiğinde savcı istismarda bulunan şahsın, erkeğin, ifadesi alınıp, serbest bırakıyor. Olayın gerçekleştiği sokaktaki bir iş yerinin güvenlik kamerası tarafından kaydedilen görüntüleri izleyen iş yeri çalışanları durumu polise bildiriyor ve görüntüler de sosyal medyada yer alıyor. Gelen tepkiler üzerine ancak savcılık, ilgili şahsı gözaltına alıyor. Bu ve benzeri durumlar, yani çok ciddi bir suçun şüphelisinin serbest bırakılması durumu, ancak kamuoyunun, özellikle sosyal medyadaki yoğun tepkiler söz konusu olduğunda tutukluluk haline dönüşebiliyor. “İyi ki sosyal medya var!” denilecek hale geldik. Yoksa canımız kime emanet! 

Nedir bu yargıdaki durum, yasalarda açık olarak suç hali tanımlanmışken, nedir bu yasayı uygulama ve adaleti tesis edememe hali! Bu neyin aklı ki, hukuk uygulanmıyor, suçlular, failler ortada dolaşıyor. Suç da böylece normalleştiriliyor!

Aslında çok da şaşmamak mı gerekir? Birçok olayda olduğu gibi, son olaylarda da, pek çok yargıcın ve savcının, toplumda egemen ve güçlü olanların, erkek egemen yapının ve yargıyı adaleti tek cinse hak gören anlayışın etkisinde kalarak karar verdikleri anlaşılıyor. Adalet bu anlamda güçlü olanın lehine işliyor! Oysa adalet, toplumsal vicdanın ve ezilenin, haklı ve hukuki olanın yanında olmalı! Mağdurun yanında olmak yerine mağduru daha da mağdur etmek de ne demek! Bu durum hukukun geleneği, neredeyse rutini haline gelmeye başladı ülkemizde…

ŞARKICI SILA'YA ŞİDDET

İkinci olay ise, şarkıcı Sıla olayı. Yaşadığı şiddeti açıkladı, yargı bu sefer işledi, şiddeti yapana mahkeme 3 ay uzaklaştırma kararı verdi. Ama medyada bu olay önce şiddetin romantik hali gibi görüldü, sonra da millet kim haklı tartışmasına girdi. 

Bazıları da “kadın istemezse dayak yemez, yediğine göre bir suçu vardı!”, düşüncesiyle, eril söylemlerle, dedikodu kazanını kaynatmaya çalıştı. Sanki şiddetin ve şiddet uygulayanın haklı hali varmış gibi! 

Oyuncu, fail, Ahmet Kural, beraber olduğu kadını, aşkını, Sıla’yı dövdü. Filmlerde sergilediği bıçkın delikanlı rolünü oynadı. O erkeklerin pek bildiği adam gibi sevme halini epey ortaya koymuş anlaşılan! Kadının kafasındaki ve vücudundaki darp izleri, saçlarından sürükleme halleri… Sanki kendini bir Türk filminde, bir şiddet sahnesi çekimi yapıyor gibi kaybetmiş anlaşılan. Fiziksel şiddetin tüm hırpani ve hınç alma halini Sıla üzerinde epey denemiş, belli.

Kural, “aşk ilişkisinde bu tür şeyler olur! Ne var büyütecek” gibi epey küçümseyici ve hırçın bir tavır ve epey kızgın bir görüntüyle çıktı basına, açıklama yaptı. “Karşılıklı birbirimizi hırpaladık” dedi. Yani her ilişkide itiş-kakış olur, ne diye büyüttü, büyütülüyor ki, der gibiydi. 

Aslında kadın kuruluşları bu ülkede “kadınların yaşamları boyunca şiddet görme ihtimalinin %97” olduğunu açıkladıklarında, çok da inanan yoktu. “Bu kadınlar nasıl da abartıyor”, diye düşündü pek çoğu. Ama Sıla da dâhil, kadınların şiddet görme ihtimali her an, her ilişkide var. Kimse sanmasın ki, sadece yoksul kadınlar dayak yiyor, şiddet görüyor. Başka bir ifadeyle sadece yoksul erkek dövüyor kadını, diğerleri dövmüyor değil! Okumuşları da, sanatçısı da şiddet uygulamaya hakkı olduğunu düşünüyor ve dayak attığı için de toplumdan anlayış bekliyor. Çekinmeden, şiddet uygularken bile kadının alttan almasını, dayağı yiyip, susmasını bekliyor! 

Sıla susmadı, susmamak gerekiyor. Unutmayalım ki, şiddete başvuran suçludur. Şiddet uygulamak hukuka aykırıdır! SUÇTUR. Lütfen şiddete bahane aramayı bırakalım beyler! 


yabanci dizi izle, canli bahis, canli casino, bahis siteleri, guvenilir bahis siteleri, tipobet365, tipobet, 

Üye Ol



Üye Girişi