Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


04.04.2011 - 03:00
598
Yazı Boyutu:    
"Yönetici amacı görmezse, nereye gittiğini bilmiyordur." Emmanuel Sieyes(1748-1836)Her söz bir hareketlilik yaratır (Platon) sözü ne kadar doğru. Bir köşe yazısında gördüğüm ülkemizde “insan kaçakçılığı ve insan ticareti” konusunun o kadar çok sorun varken, henüz üzerinde durmaya gerek olmadığına ilişkin bireysel görüş, beni stratejik düşünme odaklı bu değerlendirmeyi yapmaya yöneltti. Esasen bilindiği gibi bireysel görüşler ahlaki duruşlara dayandığında, bilimsel önemi de bulunmamaktadır. Ancak yönetimde stratejik düşünmenin önemini de bu vesile ile değerli okuyucumla paylaşmak isterim. Aslında ülke yönetiminde etkin rolü olanlar ile “eğitimin yönetimini” elinde tutanlar arasında ilkesel duruşlar açısından bir fark da bulunmamaktadır. Eğer konu güvenlik ise, konusu güvenlikle ilgili olmayan bir konu hemen hemen yok gibidir, bu durumda muhatabı herkestir ve alanı tüm ülkedir. Hatta çoğu kere ülkelerarası bir alanı kapsayarak küreselleşebilir. İnsanın doğuştan gelen önemli hakları bulunmaktadır. Bu haklar; yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışı olarak temel başlıklar altında toplanabilir. Devlet yönetimi, toplumda bu hakları sağlamak, güvence altına almak için kurulur. Yönetim biçimleri söz konusu bu hakları ortada kaldırmaya yöneldiğinde, halklar da mevcut yönetimi değiştirmeye yönelebilmektedir. Bu toplumsal silkiniş ve hareketlenmeyi görmek için son günlerde yakın tarihe bakmaya bile gerek yoktur, başımızı biraz oynatarak sınır komşularımıza çevirmemiz yeterlidir. Strateji bir “düşünme” biçimidir. Yeni gelişen bir konunun üzerinden düşünmek, yakın veya uzak mekânlarda olsa da, gözümüzün önünde gelişen olayları kontrol edebilmek için zamanında olguyu değerlendirmek stratejik düşünmektir. Çözümlemeler, amaca uygun geliştirilecek metotlar ve eylemler ise planlamayı gerektirir. Düşünmeyi stratejik hale getirme kolay değildir. Stratejik düşünme özel bir eğitim gerektirse de, teknik bir konu da değildir. Stratejisyenlerin herhangi bir zamanda geliştirdikleri bir strateji bekleneni verememiş ise, kötü planlanmış olmasındandır. Benzer koşullar oluştuğunda en azından neyi yapmamamız gerektiğini ortaya koyan iyi bir stratejik yaklaşımı da bu belgeler bize sağlayabilir. Stratejik düşünme özel yetiştirilme ve iyi bir eğitim yanında ayrıca odaklandığı konuda uzman olmayı gerekli kılmaktadır. Herkesten, her zaman ve her konuda böyle bir maharet de ayrıca bekleyemeyiz. Esasen ayni eğitimi almış olsalar da kişilerin tepkileri, risk algıları farklı derecelerde gelişebilmektedir. Belki benzer eğitim, amaca yönelik değerlendirmelerin kabulüne direnmeyi, çoğu kere başka bir çıkara hizmet edilmediği hallerde, ısrarla sürdürmeyi durdurma açısından zaman kazandırıcı özellik taşımaktadır. Strateji gereği, kamusal kararlar ve oluşturulan tercihlerde destek için kamuoyunun bilgilendirilmesi çok önemlidir. Bu kararlar hak kavramıyla aslında iç içedir. Kamu tercihlerine esas teşkil eden ekonomik nitelikli kararlarla, bireysel yaşamın sürdürülmesine ilişkin kararların derecelendirmesinde “hayatta kalma” unsurunu sağlama ve bu hedefe yakın olma önceliği bulunmaktadır. Çoğu zaman herkesin iradesiyle kamu iradesi arasında farklılıklar olabilir. Kamu iradesi, yalnızca ortak yarara, herkesin iradesi ise, özel yarara yöneliktir(Jean Jacques Rousseau:1712–1778). İnsanın doğasından gelen, önce kendisini kayırma isteği yarar önceliğini etkilemektedir. Oysa kamu iradesinin gerçekten kamu iradesi olması için adalet kavramına dayanması gerekmektedir. Adalet kavramına dayanmayan kararlar, konumuz itibariyle “yönetici kararları”, doğal doğruluğunu yitirmektedir. Çünkü artık bireysel ve belirli bir nesneye yönelerek hakkaniyet ilkesinden ayrılmıştır. Türkiye’de strateji sözcüğü sevildi, artık pek sık kullanılıyor. Şirketler bu makalenin konusu dışında kalmakla birlikte, hizmet ettiği amaç birliği nedeniyle, bazen strateji sözcüğü ortaklaşa kullanılabilmektedir. Kamu yönetiminde devletin sürdürülebilirliğini sağlamaya yönelik yerelden ulusal düzeye açılan, sorunları önleyici çalışmalara esas teşkil edecek strateji nasıl oluşturulmaktadır? Stratejik plan olarak ortaya konulan eylemlere odaklı çalışmalardır. Sonuçlanmış değil, tanıya bağlı gereklilik üzerine çalışmalar başlatılmaktadır. İşte konunun can alıcı noktası da budur. Türkiye’de genelde eleştirilen nedir? Cevabını hepimiz bilmekteyiz. Genelde sorun çözülemeyecek hale gelinceye kadar görmezlikten gelinir, sonra da acil durum planları oluşturulur ve bu hareketlenme, sağa sola koşuşmaca mı demeliyiz, “strateji” sözcüğü ile ifadelendirilir. Aslında sonuca odaklı bu eylemler stratejik düşünme değildir. Düşünmeye ve analizlere herkes “yok bir şey, var mı?” derken başlamak ve geliştirmek önem taşımaktadır.Bu çalışmaları yerelde planlamak da akılcı bir yöntemdir. Çünkü “olay mahallinde canlıdır”. Stratejik düşünmenin ülkemizde neden gelişmediğine ilişkin sorgulamaların genel yaklaşımı, bu konuda köklü kurumsal faaliyetlerin bir taraftan güvenlik nedeniyle özel sektöre bırakılmaması ile diğer taraftan, kamunun da işin önemine uygun hareket etmemesine dayandırılmaktadır. Acaba Türkiye’de stratejik düşünmeyi belirli kurumlara özgü hale getiren sistemli bir operasyon sonucu mu bir cam tavan oluşmuştur? Bu tercih kime sürekli bir fayda sağlamıştır? Çeşitliliği ortadan kaldırmanın pratik bir sonucu olarak sürekli “fayda”, sağlayamayacağını düşünmekteyim. Bu kötü strateji nedeniyle en azından sınırlı sayıda da olsa, stratejik araştırma merkezleri ancak karşı kaldırımdan bile görünen sorun alanlarında yeni yeni kurulmaktadır. Nedeni ne olursa olsun, kurumların ve kişilerin fikirleri önleme ve engelleme eğilimi, idealizmin görelilik taşıyan özelliğinden dolayı, ülkemizde bir alışkanlık haline gelmiştir. Trajik olan, çoğu kere gayret gerektiren çalışmaları “gereksiz ve yararsız bulma” üzerinden caydırma amaçlı enerji harcayanların, “toplumsal ilgiyi tüketmede” başarı sağlayabilmeleridir. Ayrıca kötü giden bir şeyler olduğunda da umursamazlığın sorumluluğu hizmet kusuru olarak kime ait olacaktır?. Bir “suçlu” nasılsa bulunmakta mıdır? Kamu yöneticilerinin sorumluluğu, “uçurumdan el ele tutuşarak atlamak isteyen” bir veya çok kişi ortaya çıktığında önleyici tedbirleri almak değil midir?. Kamu yönetimi başta olmak üzere farklı akademik çalışmalarda, başlangıç derslerinde öğrenciye yaşamın sürdürülebilirliği ile toplumda ve toplamda huzuru koruma, insan hayatının önemi, stratejik düşünme bu nedenle öğretilmektedir. Öğretirken öğrenmenin devam ettiği ve çeşitlenerek geliştiği bu faaliyetlerde saygınlığı koruyabilmenin önemi açıktır.Hakların güvencesinin sağlanmadığı bir organizasyon ister devlet ister bir başka örgütlenme olsun, kuruluşunun yasal dayanağı da kuşkusuz bulunmamaktadır.. Güvenliğimiz elimizden gittiğinde göze aldıklarımızın, tümünü bile değil, bir kısmını güvenliğimizi sağlamak için önceden tedbirli ya da stratejik davranarak alsak, kuşkusuz toplumsal maliyeti daha düşük olurdu.Modern literatürde böyle davranmaya risk yönetimi denilmektedir. Bu şekilde “ kriz yönetimine” çok sık gerek duyulmayacaktır. Eğer sorunlara boğazımıza kadar gömüldükten sonra, etkilerini azaltmak için bazen de boş yere zaman ve enerji harcamak istemiyorsak, toplumsal kapasitenin artışını sağlayan ve sorgulamayı başlatan konuları gölgeleme alışkanlığından vazgeçmeliyiz.

Üye Ol



Üye Girişi