Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


06.10.2017
373
8
Yazı Boyutu:    

Ortadoğu’nun çatışmacı dili ve politikaları bize musallat olmaya devam ediyor. Hem siyasette ve hem de gündelik yaşamda muhalif görülen kişi, grup ve cinslere sopa gösterilmeyedevam ediliyor.1980’den beri egemenliğini pervasızca ilan eden Türk-İslam sentezi ataerkil söylem ve eylemlerle neredeyse bütünleşik hale geldi.Bu anlayış pek çok muhalif grubu ve tabii ki kadınları da hedef gösteriyor, baskılıyor… Neredeyse kadınların kamusallığı yasaklanacak…  Birey olarak kadınların yaşam haklarının kadına yönelik şiddetle ile tehlike altında olduğu yetmiyormuş gibi, şimdi eğitim haklarına da dil uzatılmaya başlandı…

Bireysel hak olarak inanç özgürlüğünün ötesindedinbazlıkla, kadınların yaşam biçimlerine karışılmaya devam ediliyor. Son olarak ilahiyatçı olduğuna vurgu yapan bir kişi,aşağılayıcı söylem tarzıyla kadınların pantolon giymesine, kaş almasına ve süslenmesine, sokaktaki cahil erkek ağzıyladil uzattı, dalga geçti.Yetmezmiş gibi kendini dinleyen cemaate “kızlarınızı üniversitede okutmayın” fetvasınıda verdi.Yüksek öğrenim, sanki sadece erkeklere hak, kadınlar için ise toplumsal yasaklıymış gibi gösterilmek isteniyor.

Ancak bu çağrı çok da hafife alınacak türden de,değil. Aslında bu bir anlamda eril zihniyetin panik atağı… Bir yandan kadınlar, insanca yaşayabilmek, kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olabilmek için; aşağılanmayı, küçük görülmeyi, tacize uğramayı, her tür erkek şiddetine maruz kalmayı ve hatta ölümü bile göze almaktalar.İnsan olarak yaşama ve temel haklarına sahip çıkmaktalar. Ama diğer yandan bu ülkede halen ailelerin büyük çoğunluğu yoksul ve geleneksel aile ve toplumsal ilişkiler kadınların hayatında hüküm sürmekte. Ataerkil babalar, akrabalar, geleneksel zihniyetle kadının yerini iş ve okuldadeğil, evde görmekte, görmek istemekte… Ev dışını, kamusal alanı kadınlar için tehlike olarak algılamakta. Toplumun önemli bir kısmı okuyan, hele üniversite okuyan kızların “yoldan çıkacağına” inanmakta.Yine koruyucu ataerkillikle erkeklerin, kendi hemcinslerinin, eşlerine-kızlarınakötülük yapacaklarına, zarar vereceklerine inanmakta. Bu nedenle kızlarınızı okutmayın fetvaları ataerkil zihniyete, babalara, erkek kardeşlere bir çağrı niteliğinde.Özellikle de kendini dindar tanımlayan ailelere… Tabii ki kapalı kadınlara yönelik bir gözdağı verme, baskılama çabası vetehdidin olduğu da çok açık…

Zaten eğitim istatistikleri kız çocuklarının Milli Eğitimin yanlış politikaları nedeniyle örgün eğitimden uzaklaştığını, açık liselere yönlendirildiğini gösteriyor. Ama tüm baskı ve geleneksel söylemciliğe karşın, bir yandan dünyevi ilişkiler içerisinde gündelik hayatını sürdüren orta sınıflaşmış bir dindar muhafazakârkesim de var artık Türkiye’de. Onlar diğer kapalı kadınlara rol modeli oluşturuyor ve gelenek adına kadınlara baskı uygulanmasına direniyor. Modernleşme dinamikleri farkında olunsun ya da olunmasın akışkan modernitede, toplumsal ilişkileri tüketim üzerinden sekülerleştiriyor. Dijitalleşen bir çağda yeni bir gençlik var karşımızda. Dini araçsallaştıran ve tüketicilik üzerinden sınıfsal özlemleri ve rol modelleri olan bir kuşak var. O nedenle geleneksel ve ayrımcı İslami kodla hareket eden ve kışkırtıcı eril söylemi saldırganlaştıran dinbazları dinlemiyor.Bu anlayış şimdi kapalı kadınları da hedefe aldı. Onları da hizaya çekme,ıslah etme yarışında adeta.

Ancak asıl mesele bu söylemden çok,buna pirim veren merkez siyasette. Artık suçlunun ve ataerkinin korunması merkeze alınmış durumda. Merkez siyaset, kadınlara karşı ayrımcı ve ayrıştırıcı söylem ve eylemleri “benden olanın yaptığı makbuldür” anlayışı içindeçok da müdahale etmeyerek korumaya devam ediyor. Modern toplumda yaşamayı vedemokrasiyle birlikte sunulan tüm nimetlerini kendine hak olarak görenbu eril ve ayrımcıanlayış, zihniyet ve iktidar, kadınlara saldırıları daha da artırdı, sıradanlaştırdı ve hukuksuzlaştırdı. Dinbazlara sahip çıkıyor.Kadınların tercihlerine ve yaşam biçimlerine müdahale edilmesine göz yumuyor.Ve bu saldırganlar, söylemleriyle suçu övmeye devam ediyorlar. Toplumda diyalogu, hoşgörüyü, birlikte yaşama arzusunutehlikeye sokmaya devam ediyorlar. Bu kadar ayrışmışlığın, kutuplaşmanın içinde erkeği kadına düşman etmeye çalışmanın, şiddeti körükleme ve birlikte yaşama çabalarını baltalama dışında ne yararı var?


Üye Ol



Üye Girişi