01.10.2018
413
4
Yazı Boyutu:    
Dingin deniz kentinde önyargılarımı dalgalar alıp Karadeniz’in karanlığına götürdü.“Geçiyor önümden sirenler içinde/Ah eller üstünde çiçekler içinde/Dudağında yarım bir sevdanın hüznü/Aslan gibi göğsü türküler içinde.”

Güne hazırlanmak için kahvaltı yerine otelin kuaförüne koştum. Saçlarımın tarandığı sürece Ahmet Kaya şarkıları çaldı. Ahmet Kaya şarkılarını söylerken; kuafördeki gence, ansızın siz Trabzonlu musunuz, diye sordum. ‘Evet,’ dedi. Bizim Karadeniz’de Ahmet Kaya çok sevilir ve dinlenir.’

Ön yargımdan mahcup, kızaran yüzümle teşekkür edip ayrıldım.

Demek ki ülkemin isyan sesleri, bağlaması, kemençesi, tulumu, duduk’u bir tek benim gönül telimi titretmiyor.
Herkes bir gönül taşıyor.

Her fani kulun bir gönül meclisi var.

Saz benim gönül telimi öyle titretir ki uzun süre saz dinlemeden duramam. Sazın, onu çalan sanatçı için ne denli önemli olduğunu bilsem de muhabbet ortamlarında saz çalan sanatçılara sormadan edemem.

Sazınla aran nasıl?

‘O benim arkadaşım, yoldaşım, yarenlik ettiğim, sevdiğim aramız çok iyi onsuz olamam.’

Koca Âşık Veysel’in sazı için yazıp bestelediği türküyü kalemimle, bilgisayarımla buluşup yazma eylemine girişince hemen anımsarım:

“Ben gidersem sazım sen kal dünyada 

Gizli sırlarımı aşikâr etme 

Lâl olsun dillerin söyleme yalan 

Garip bülbül gibi ah u zar etme “ 

‘Sazıma’ şiirinin ilk dörtlüğü gönül telini titretirken; son iki dizesi “Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı/ Ben babamı sen ustanı unutma.” Zihinlere imza atar. Kutup yıldızı olur yol gösterir.

Her sanatçının üretim aracı vazgeçilmezidir. Çünkü kendini, sazıyla, kalemiyle, fırçasıyla, kısacası ürettiği her tür üretim aracıyla anlatır. Onunla ses duvarını aşar.  Fotoğraf sanatçısı ise fotoğraf makinalarını ipeklere sarar. Klarnetini kadife kutusuna özenle yerleştirir. Varlık nedeni odur bir de kendi. Sanatçı kendini de özenle korur. Kırılan kolunu kanadını kendi onarır. Kendi sağlığına iyi bakmakla yetinmeyip, kendini aşkla, muhabbetle, doğayla tazeler.

Soğuk bir Ankara akşamında, Erzincanlı dostlarla buluşmuştuk.  

Türkülerde “Erzincan’a vardım...” diye başlar ve “Erzurum’a giden yollar; Erzincan üzerinden kaderleri birbirine bağlar.”

Erzincan biraz da Ali Ekber Çiçek’tir..
.
Ali Ekber Çiçek, Turan Engin ve Zafer Gündoğdu’nun televizyon programından, Erzincan’ın kurtuluş günü çekiminden dönmüşler; konuşmalarının bir yerinde, sıra çalıp söylemeye gelmişti. Ali Ekber Çiçek, kaygısını dillendirdi: 
“Sazları alalım, arabada bırakmayalım dedim, beni dinlemediniz. Sazlar üşümüştür.”

Ustaların sazları, şık örtüler içinde geldi. Örtülerin fermuarları özenle açıldı ve sazlar çıktı. Her ustanın sazının, kendine özgü işareti vardı. Gündoğdu, Erzincan Gürlevik Şelalesi gibi akmak için sazın tellerini değiştirdi. Ali Ekber Çiçek, sazını alıp elleriyle dokundu. “Üşümüş. Bu yüzden bir sazımın göğsünü değiştirdim. Bakın nasıl üşümüş,” dedi, durdu. 

Gece boyu hem çaldı, hem söyledi. Gecenin bitimine doğru, sazını hâlâ okşuyordu. Ali Ekber Çiçek’in o akşam üşümüş sazı, yıllar boyu bu topraklarda üşüyen gönülleri ısıttı ve ışıttı...

Bir üretim yoldaşın var mı?

Korkma ihanetlerden, kalemin sana tüm ihanetleri unutturur…

Yaşamak direnmekse; yazmak da yaşamaktır!


Üye Ol



Üye Girişi