Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr

songulsallangul@yahoo.com


05.12.2017
379
3
Yazı Boyutu:    

Geçen hafta boyunca bazı gazeteler 25 Kasım haftasında, Kadına Karşı Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü çerçevesinde 6284 sayılı yasaya yönelik oklarını doğrultup, adeta bir saldırı başlattılar. Yasanın kadınlara daha fazla şiddet uygulattığını ve kadınların ölümüne neden olduğu iddiasını manşetlerine taşıdılar.

Neydi bu yasa? Mart 2012 tarihinde kabul edilen ve kökeni 4320 sayılı yasaya dayanan “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair” 6284 sayılı Kanun.

Son iki haftadır katıldığım çeşitli toplantılarda, bazı aile mahkemesi hâkimleri, polisler ve kaymakamlar gibi yasanın uygulayıcıları, yasaya karşılar, kadınları şımarttığını ve aile bütünlüğünü bozduğunu düşünüyorlar! Kolun kırılıp yen içinde kalması gerektiği düşüncesi halen yaygın. “Bizim annemiz de dayak yedi, annem de bizi dövdü” düşüncesi halen dillendirilmekte. Yasanın uygulayıcıların önemli bir kısmı; kadın şiddet görse de aile birliğinin devamına öncelik vermekte, kadını özel olarak korumaktan çok, aile bütünlüğünü korumaya yönelik anlayışın arkasında durmakta. Bu nedenle bu yasa ataerkil bakışa fazla gelmekte…

Şiddet görmek sanki kadınların hak ettiği ya da kaderlerine yazılmış bir durum! Şiddet karşısında yasanın kadını korumaya, kadına karşı şiddeti önlemeye, erkekleri şiddet uygulamaktan caydırmaya ve suçun cezalandırılmasına dönük maddeleri, kadınları şımartan, aile bütünlüğünü tehlikeye sokan bir şekilde algılanmakta ve değerlendirmekte!

Aslında ülkemizdeki veriler kadına yönelik şiddetin azaltılamadığını ve kadın ölümlerinin arttığını da göstermekte. Bakanlığın kendi verileri 120 bin kadının aile içi şiddet dolayısıyla başvuru yaptığını gösteriyor. Yine Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, Türkiye’de 2002–2017 Ocak ayı tarihleri arasında toplamda 14 bin 293 kadın cinayeti işlendi. 2013 yılından beri 40 kadın koruma tedbiri altındayken öldürüldü. Bu durum, yani kadına yönelik şiddetin önlenememesi ve hatta ölümlerin artma nedeni yasanın kadınlara tanıdığı haklar mı? Yoksa yasanın gereklerinin yerine getirilmemesi, suçun cezasız kalması mı?


Yasaya ilk itiraz “yasanın kadın hakkını” temel alması noktasında geliyor. Kadın yerine insan, şiddete ugrayan kişi denilmesinin gereği vurgulanıyor. Bu itirazı ise, şiddetin tanımının çok geniş tutulduğu iddiası izlemekte.


6284 sayılı Kanunda; şiddet; bir kişiye fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar veren, fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranış olarak tanımlanmakta. Ne demek ki psikolojik şiddet, hele de ekonomik şiddet? Evin ekonomisi, idaresi için yapılanlar nasıl şiddet olarak algılanabilirdi ki? Şiddet, fizikselle sınırlanmalı! Cinsel şiddet mi olur? Kanun hükümlerinden yararlanabilmek için, ilgilinin “şiddete uğramış” veya “şiddete uğrama tehlikesi içinde olması” yeterli görülmektedir ifadesi de yine eril bakışın kabul edemediği bir başka nokta.


Oysa ülkemizde eviçi şiddete uğrayanların yüzde 85’i kadın. Ancak kamusal makamlara, polise, hakime, valiye, kaymakama vb. bildirilme oranı sadece yüzde 11. Bildirilenler de tek seferlik yaşanan şiddetler değil, sistematik ve cana kast içeren şiddet vakaları.


İtirazın en büyüğü ve evdeki şiddeti daha da artırdığı düşünülen ve öne sürülen yasal uygulama; erkeğin kendi evinden uzaklaştırılması yönündeki tedbir kararları. 6284 sayılı yasa; şiddete uğrayan kadınların başvurması ve beyanı halinde, acil durumlarda koruma tedbir kararlarının alınabilmesini öngörmekte. Ama kadının beyanı da ne demek ki? İddia varsa araştırılmalı, soruşturulmalı! Öyle ki kadınlar şiddet uygulayan kocalarını cezalandırmak için, pusu kurabilirler! Hatta öç duygusuyla kocalarına iftira atabilirler! Böyle düşünüyor eril zihniyet!

Ancak 6284 sayılı yasa evinde eşine, kadına ya da bir başka aile üyesine karşı şiddet uygulayanların cezasız kalmamasını sağlayarak, aile fertleri için insanca ve şiddetsiz bir yaşama ortamı sağlanmasına yönelik bir yasa. Kimseyi şımartmıyor. Aksine hayat kurtarmaya ve kadının yaşam kalitesini artırmayı amaçlıyor. Tedbir kararları da insanlar ölmesin diye düşünülmüş hükümler. Kadın canı da olsa (!) bir canı kurtarmak, erkeklik onurunu koruma ataerkil düşüncesinin çok ötesinde bir insani değer…


Üye Ol



Üye Girişi