Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


20.03.2021
249
3
Yazı Boyutu:    

Her türlü gasp, talan vb faaliyetler;tarihten bu yana yenilenemeyen, konvansiyonelkaynakların haksız kazanımının iştah açıcı etkisi altında kalan kişiler, topluluklar ve ülkeler ile ilişkilendirilebilir.

1690-1730 döneminde altın çağını yaşayan korsanlık, Latince “cursus“kelimesinden türeyen “corsair” sözcüğü, idare edenler tarafından verilen, bir denizde düşman gemilerine talan yapabilme iznidir. Elde edilen ganimet, idare ile paylaşılmaktadır. İngilizcede bu eylem, “privateering, private” kelimesini karşılamaktadır. Tarihte ilk kamu, özel ortaklığı korsanlıktır. Bu nedenle de, sivil toplum örgütleri, kamu ve özel sektör ilişkiler ağına dahil edilerek günümüzde toplum yararına hareket edilmesinin kontrolü sağlanmaya çalışılmaktadır.

İngilizce, “pirate” adlandırılması, tam da felsefesini ortaya koymaktadır. Talan ve yağmacılığın özelleştirilmesi olup, bir ucunda kamu kontrolü olduğu için, eylemler, bugünkü kamu hizmeti tanımı içinde kalmaktadır. Esasen bu nedenle de, cezalandırma ancak barış zamanında müttefik ülkelerin gemilerinin yağmalanması ve/veya izni veren ülkenin gemilerinin yağmalanmasıyla verilmektedir. Korumacı devletin karasularına korsan gemileri girdiğinde, korsan bayrağı yerine ilgili devletin bayrağı çekilmekte ve gemi bakımı ile gerekli ihtiyaç maddeleri herkesin gözü önünde limanda karşılanmaktadır. Deniz haydutluğu bu tanımın dışında kalmakta, bağımsız yağmacılar için kullanılmaktadır. Onlar devletlerin himayesinde olmayan “haydutlardır”.

Korsanlık, kolonileştirme ve emperyalizm gelişiminde, günümüzde yeni emperyalizm ve ötesinde korsanlık faaliyetlerinin ilk haline doğru gidişin erken uyarı olmaktan çıkmış, somutlaşmış uyarılarının değerlendirilmesi ve anlamlandırılması önem taşımaktadır. Kuşkusuz bu gizlenme örtüsünün emperyalist devletlerin üzerinden kaymaya başlamasının en önemli nedeni, iklim değişiklikleri, kıtlıklar ve sürdürülemez konvansiyonel kaynakların tükenmeye başlaması, çoğaltan etki yaratan nüfus baskıları ve kavimler göçleri benzeri yeni büyük rakamlı göçlerdir. Emperyalist güçler; dış göçleri, bir ülkenin kaynaklarını tüketmek için “insan hakları gibi”, iyi bir nedene bağlı dönüştürmeyi çoktandır akıl etmişlerdir. Ne de olsa,  homo sapien olma (düşüncenin üstüne düşünce koyabilme) iddiasındadırlar…

Almanya’nın rüzgar ve güneş dahil kendi doğal kaynaklarının kontrolünü elinde tutan güçlü emperyal (emperial) devlet olarak, “dikkat”(emperyalist değil) ;  başka ülkelerin “petrol” kaynaklarında, uydurma nedenlerle hak iddia etmek yerine, kendi kaynaklarını etkin yönetmesi, evrensel uzlaşmacı ve stratejik bir yaklaşım olarak övgüyü hak etmektedir. Yeni emperyalizm felsefesinin ne olduğu üzerine çeşitli çalışmalar ve öngörüler incelendiğinde şu konular öne çıkmaktadır.

·  Gerçekte ne olup bittiği konusunda kamuoyu bilgilendirilmemektedir. Beyan edilen gerekçeler ne kadar inandırıcıdır? Herkesi ikna edebilmekte midir?. Bu sorgulama yaygın bir kabul için ikna, algı yönetimi, propaganda, medyatik akıl gibi araçları, uygulama alanına hızla sokmuş ve emperyalistlerce akıl almaz bir şekilde geliştirilmektedir. Bu bağlamda kelimelerin içi boşaltılmakta ve yeni anlamlar yüklenerek, anlamlandıramama sağlanmaktadır.

·    Salt güce dayanan emperyalist ülkeler, ancak daha fazla güç elde ederek, otoritesini sürekli genişleterek statükosunu garanti edebilir. Her daim savaş olasılığı devletin gücünü başka devletler pahasına arttırmasına imkan sağladığı için, varlığını kalıcı kılmasında etkili bir yöntem olarak uygulanmaktadır. Bu da yeryüzünde barışın sürekli olamayacağı anlamına gelmektedir.Kendine uydu devletler oluşturmak, oluşturamaz ise çatışmayı kaçınılmaz hale getirmek etkili bir araçtır.

·    Bilim insanlarından destek alarak, bilimsel çalışmalara önem veriyor gibi görünmek. Buna en güzel örnek, Thomas Friedman’ın ABD için geliştirdiği , “gezegenin faydasına hareket etmek için, başkalarının doğal kaynaklarına, petrol gibi, el konulabilir”, hikmetli sözlerinde olduğu gibi.

·  Her zaman ülkeler için bir tehdit olan, “ ya o, ya ben” denklemini kullanmak.

·    Su gibi topluma ait kaynakları özelleştirmek,  yine topluma ait ortak mallar “mera , otlak gibi”, özel sektöre (yerli veya yabancı) satılarak kapitalist düzenin emrine verilmesi yöntemiyle mülksüzleştirme mekanizmalarını uygulayarak toplumu yoksullaştırmak ve yoksunlaştırmak.

·     Farklı ülkelerden ucuz iddiası ile tarım ürünü ithaliyle, kırsal nüfusu yerinden etmek, gitmiyorsa baraj gibi gereksiz yatırımlara girişmek, eko-emperyalizm anlamına gelen, talimatla GDO’lu sağlıksız tarım ürünü üretmek veya yap/yapma talimatlarına eksiksiz uymak. Hindistan, Tayvan gibi her yerden örnek verilebilir. ABD önceki / ama eskimemiş Başkanı Trump’ın, “Çin’e parmak sallayarak zorla ürün satması gibi”.

Özetle, emperyalizminin dünyayı tamamen yutmaması ve bizi topraklarımızda köle haline getirmemesi için oturup dua mı etmeli;toplumun olup biteni fark etmesi için akılcı, sorgulayıcı, eğitimine önem vererek, kaynaklarımızı daha çok bilimsel eğitimin artmasına mı harcamalı?

 

Tamamlayıcı bilgi için Bkz. David Harvey, Yeni Emperyalizm.


Üye Ol



Üye Girişi