12.12.2020
653
3
Yazı Boyutu:    
O, her yeni eskinin karnında doğar diyen bir yazar. 

2020 yılı için bu kavramı kullanmak doğru olur mu diye düşünür.

Dönüp 2020 yılında ülkesine bakar. Ülkenin doğusundan gelen acı haberler yüreğine dokunur, yakar. Elazığ depreminin yaraları sarılmadan Van’da ansızın düşen çığla uykuları kaçar. 

Büyük kayıplar ve acılarla tüm ülke derinden sarsılır.

Doğal afetlerin yaraları sarılırken dünyayı korona ailesinden Covid- 19 virüsü öyle bir sarar ki 2019 yılında yaşadıkları sıradan olay ve olgulara büyük anlamlar yüklemeye başlar. Çünkü 2019 yılında yaşadığı sıradan bir günü bile arar olur. Yeni ve koca bilinmeyen bir virüsle dünyanın gelişmiş, çağdaş görünen ülkeleri çaresizlik içinde büyük çöküntü ve kayıplar yaşarlar.      

Bu virüs ve yarattığı salgın tüm dünyada bir milat olur.

Sınırlar kapanır, ülkeler panik içinde şehirlerin kapılarına bile kilit vurulur.

İnanılmaz dayanışma örnekleri sergilense de bu virüs insanlığı yalnızlığa tutsak kılar. Herkes evinde bile olsa bu hastalıkla baş başa kalır. Can derdine düşer. Yalnız direnir herkes. Korkusunu, kaygısını bile yalnız yaşar. Cenazeler kimsesizler gibi sadece görevliler tarafından defnedilir. Sevdikleri uzaktan ağlar gidenlerin ardından…

Üç sözcük yaşama damga vurur: Maske, mesafe, temizlik.

Koca bir kış, bahar, yaz, sonbahar yine yeniden korona korkusu ile geçer. 

İnsanlık dışı yasaklar gelir...

Deprem, çığ, yetmez gibi Karadeniz bölgesi sel felaketiyle sevdiklerini, evini barkını kaybeder. Daha o yaralar sarılmadan tazeliğini korurken, İzmir Depremi isyan ettirir. Hortumlar, tsunamiler kendini gösteren korkutan olayları olarak gündem olur. Korana ikinci dalgası daha büyük kayıplara, hastalara, hasarlara neden olarak hızını artırarak sürdürür. Bulunan aşılar bir nebze olsun insanlarda yaşam sevinci yaratır.

Emekçiler işlerini kaybeder. Evdeki tencere kaynamaz olur. Sanatçılar dinletilerden uzak evlerinde yaşam mücadelesi vermeye başlar. Sosyal hukuk devletinin egemen olduğu ülkelerde çalışanlara sosyal hakları verilir. Biz de ise asgari ücret çalışmaları sürüyor, diye dikkatle hem izler hem de yoksulluk sınırı altında kalmaz çalışanlar diye kaygılanır, önüne gelenle paylaşır, yazar.  

Salgın süresince doğa felaketlerinden Covid -19 virüsü kadar kadına yönelik şiddet olaylarının hız kesmemesi; onun ve çok insanın canını yakar.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kadın haklarına duyarlığını, kadınları yol arkadaşı seçişini görür, Nazım Hikmet’in şiirlerini okur, Aşık Veysel, Mahzuni Şerif, Neşet Ertaş türkülerini dinler. Bu topraklarda kadına yönelik şiddetin bu denli artışını anlamakta zorlanır. 

Kadına saygısız, kendini bilmezlere Neşet Ertaş’tan gelsin:

“Rızasız bahçenin gülü derilmez…”


Üye Ol



Üye Girişi