Songül Sallan Gül

Süleyman Demirel Üniversitesi, Prof.Dr. Sosyal bilimci

songulsallangul@yahoo.com


01.02.2014 - 16:38
662
Yazı Boyutu:    

 

Seçimle işbaşına gelen ve yerelde demokrasinin inşasında ve eşitlik politikalarının uygulanmasında rol oynayan belediyeler, tüm sosyal kesimlere yönelik olarak toplumsal adaleti ve hizmeti sağlayan yönetim birimleridir. Halka yakınlık ve hizmet tanımları nedeniyle, yerel ekonomik kalkınmanın öncüleri oldukları kadar, toplumsal kalkınma ve toplumsal cinsiyet eşitliğin de inşa edici öğelerinden biri olarak mercek altına alınması gerekir. Ülke nüfusunun %80’ini oluşturan belediyelerin, 30’u büyükşehir, 65’i il belediyesi, 143’ü büyükşehir ilçe belediyesi, 749’u ilçe belediyesi ve 1978’i de belde belediyesidir.

Kısaca rakam 3000’e yakındır. Ama belediye başkanları içinde kadın sayısı ve kadın aday sayısı ise, bir elin parmakları kadar azdır.

Belediyelerin faaliyet alanları sosyal adalet ve sosyal içerme odaklı olarak, toplumun dezavantajlı gruplarından olan kadınlar için özel önem taşımaktadır. 5393 ve 5216 sayılı Belediye ve Yerel Yönetimler Kanunlarında yapılan değişikliklerin yanında, 2008-2013 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve 2012-2015 Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planları’nda konulan hedeflere ulaşılmasında belediyelere önemli rol yüklemektedir. Belediyelerin hemşehrileri olan kadınların sosyalizasyonunu artırmak, şiddete karşı koruyucu önlemler almak ve toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeler hazırlamak gibi ödevleri söz konusudur. Özellikle belediyelerin toplumsal cinsiyet bütçeleme sistemine geçmeleri, kadınlara yönelik faaliyetleri için önemli bir kaynak ve zihniyet değişimine öncülük yapabilir.

Belediyelerin toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme yapması, kadın ve erkeklerin, kız ve erkek çocukların gereksinimlerinin karşılanmasında kamu kaynaklarının hakça kullanımını ve kamu gelirleri yükünün hakça üstlenilmesi anlamına gelecektir. Bundan kasıt, kadınlar için ayrı bir bütçe değil, kadınların toplumdaki dezavantajlı konumlarının varlığının ön kabulünden hareketle, bütçenin cinsiyetler arası eşitsizliklerin giderilmesine yönelik olarak düzenlenmesi ve uygulama sonuçlarının izlenmesine olanak sağlayacak şekilde yapılandırılmasıdır.

Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemeye geçiş, belediyelerin kadınlara yönelik etkinliklerini “hanımlar lokali ve ev ürünleri pazarları” açmanın ötesine taşıyacağı gibi, son yedi yılda yüzde 1400 artan kadın cinayetleri ve aile içi şiddetle mücadelede, kadınlar adına belediyelerin yasayla doğrudan sorumluluk alanına giren ve tek yükümlülük olan kadın sığınmaevleri açmanın da yolunu açacaktır. Çünkü 5393 sayılı yasada öngörülen nüfus ölçütü olan 50 bin kişi ölçütünde 250 kadın sığınamevi olması gerekirken, sayı 20’lerde kalmıştır.

2013 yılında yasadaki ölçüt değiştirilmiş, büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100 bin ve üzeri belediyelerin kadın sığınmaevi açmaları zorunlu hale getirilmiştir. Ancak, Türkiye’de nüfusu 750 bin ve üzerinde olan 30 büyükşehir belediyesinin sadece 8’inde (Ankara, İzmir, Gaziantep, Bursa, Antalya, Samsun, Diyarbakır ve Sakarya) kadın sığınmaevi vardır. Yasa kapsamında toplamda olması gereken 165 belediyenin ise 37’sinde kadın sığınmaevi vardır. Bunların da 30’u aileiçi şiddet görmüş kadınlara ve çocuklarına hizmet vermektedir.

 Sonuç olarak, seçimler yaklaşırken adayların kadınlar için hazırladıkları projeleri henüz duyabilmiş değiliz. Halen devam eden aday tercihlerinde parti genel başkanlarının ve kadın meclis üyelerinin, tabi ki bizlerin de, seçimlerde kadınlara yönelik vaatlerini dikkate alarak oy kullanmamız demokrasinin ve hepimizin geleceği adına iyi olacaktır. Kadınlar olarak bunun takipçileri olacağız, olmalıyız.


Prof.Dr., Süleyman Demirel Üni.,Fen edebiyat Fak. Sosyoloji Blm.

 

 

 

 


Üye Ol



Üye Girişi