Zerrin Toprak Karaman

Prof.Dr, Dokuz Eylül Üni. İİBF.

zerrintoprak@gmail.com


12.04.2020
1044
3
Yazı Boyutu:    
Güvenlik, toplum yaşamında kamu düzeninin aksamadan yürütülmesi, kişilerin korkusuzca yaşayabilmesi ve emniyetin sağlanması anlamına gelmektedir. Son yirmi yılda çok daha fazla, uluslararası güvenlik ve ülke güvenliği kavramları ilişkisi yeniden birlikte değerlendirilmektedir. Sığınma arayanlar veya diğer zorunlu göç çeşitleri gibi büyük nüfus hareketliliği, etkileri itibariyle toplumsal güvenliğin sağlanıp sağlanmadığı konusunda yararlı bir ölçü olarak kabul edilmektedir. Tarihte büyük nüfus hareketliliği çoğu kere tehdit olarak değerlendirilmiştir. Ülke içindeki hareketlilik iş gücü dengesini bozabileceği gibi, bir fırsat değerlendirmesine alınabilirse de, ülkeye sınır ötesinden gelen büyük dış göç dalgalanmaları kültürel farklılık taşıdığında,  her zaman güvenlik ile ilişkilendirilmiştir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, güvenlik sorununa bütünsel yaklaşımı örnek oluşturacak biçimde, Ocak 1992’de yayımladığı bir bildirge ile, “istikrarsızlığın, ekonomik, toplumsal, insani ve ekolojik alanlardaki askeri olmayan kaynaklarının barış ve güvenliği tehdit etmeye başladığını” resmen kabul etmiştir. Daha önce global güvenlik tartışmalarında oldukça sınırlı bir yere sahip olan insani konular ve ahlaki sorunlar ile iklim değişiklikleri daha çok merkezi bir konuma gelmiş görülmektedir. Bugünlerde de ancak bölgesel olabilecek ve gelişmiş yaşam kalitemizin dışında kalacağını düşündüğümüz çok olumsuz sağlık koşullarının bizi de avucuna alabileceğinin farkındalığını yaşamaktayız. Fantastik bir filmin her yaştan oyuncuları gibiyiz. Her geçen gün unutulmuş tehditlerle karşılaşmakta ve yenilerini de düşünebilmekteyiz.
İşte pek bilinmeyen, 1982 Anayasa’sının 23. Maddesi de çok kritik veya stratejik güvenlik odaklı geniş bir bakış açısı yaratan iyi bir düzenleme örneğidir. “Yerleşme ve Seyahat Hürriyeti” başlıklı md.23 birkaç hususu birlikte sınırlama kapsamına almıştır. Buna göre; Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir. Ancak, ‘yerleşme hürriyeti’, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak amacıyla ; ‘seyahat hürriyeti’ ise suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek,  amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir, düzenlemesiyle ülke içindeki nüfus hareketliliği dikkate alınmıştır. Hatta güvenliğin derecesine göre “yerleşme ve seyahat” özgürlüğü durdurulmaktadır. Ayrıca sonradan eklenen, yurt dışına çıkma hürriyetinin ise,  suç işleme ile ilişkilendirilerek sınırlandırılabileceği hükmüne yer verilmiştir. Esasen içinde yaşadığımız küresel ölümcül COVID-19 virüsü nedeniyle bu maddenin tekrar yorumlanarak gözden geçirilmesi gereği ortaya çıkmıştır. Nitekim vatandaşın yaşam hakkını koruma adına “suç işlemese de” yurt dışına çıkması engellenmekte ve durdurulmaktadır.

Virüsün yayılmasının engellenmesi ve sağlığı koruma adına, iller arası ulaşım, genel olarak kolluk gücü desteğinde belli istisnalarla sınırlandırılmaktadır. Aslında 1580 sayılı Belediye Kanununda da (2005 yılında yürürlükten kalkan), zabıtanın görevleri arasında “hududu” korumak yer almıştır. Bu düzenleme ne hikmetse “huzuru koruma” olarak değerlendirilmiş, il hududu ile bir türlü zabıta gücü fonksiyonu ilişkilendirilememiştir. 5393 Sayılı Belediye Kanununda, “hudut” sözcüğü kaldırılarak , “huzur” yapılmıştır. Esasen, stratejik düşünme konusunda “ilişkilendirememe ve öngörememe” gibi yaygın bir sorunumuz bulunmaktadır. Aktif eğitim metodu ile sinektik düşünme yeteneği, öğrencilere kazandırılmaktadır.  Neyse bu konuyu bir başka yazıya erteleyelim.  Güvenliğin çeşitli tiplerinde ve afet yönetimi gibi konularda,  temel - stratejik bir ortak olan Belediyelere yönelik mevzuat yeniden hazır “gözlerden uzak” düzenlenirken, bu hususu da hatırlatmak ve Anayasa ile ilişkilendirmek gerektiği öngörüsünde bulunmak istiyorum. Tabi ki değerli okurlarımızın da desteğini alarak.
 

Üye Ol



Üye Girişi